Aralık 30, 2012

2013'e

"kavuşmak" diliyorum: bir ömür sarılmak ve öyle uyuyabilmek.

ve kimsenin hayallerini eksiltmesin gelecek günler. 
güzel yıllar olsun.

Aralık 25, 2012

psikolog4

"otomatik olumsuz düşünce"

23

"...
 ilaç milaç bok püsür
 şuramda bir şeyler var
 sahiden bir şeyler var
 haykırmadan anlatamam."
                            T.Uyar

yaslarım başımı dizelere.uyuyamam.

Aralık 24, 2012

soru

kız çocuğunun babasını sevdiği kadar babası da kız çocuğunu sevebilir mi? ve o baba, kızının sevgisinin büyüklüğüne erişemediğini her hissettirdiğinde kızına; kız çocuğunun öfkesinin ve hayal kırıklığının ayrı bir dünya olarak büyüdüğünü görebilir mi?

Aralık 22, 2012

merak

karşıdaki insan en yakının olsa dahi ne anlatmak istediğini merak etmelisin. evet, belki o sözcükleri bin kere duydun.olabilir. yine ilk tanıştığın gibi ne demek istediğini kafanda kurmalısın. onun diyeceklerine karşı bir muhabbet geliştire bilmelisin içinde. yine gözlerine bakamamalı, yine heyecanlanmalısın. dinlediğin şarkılardan bahsedebilmelisin, okuduğun kitaplardan konuşabilmelisin. görüşlerin uymasa bile deniz kenarında bir cigara içimlik cümlelerde uzlaşabilmeyi hayal ederek gülümsemelisin. 

insanlar merak ederek yaptı kayıkları, yazılar yazdı, yollara düştü.
bunu bile bile kaybetmemelisin "merak"ını. 

Aralık 20, 2012

çocuklar

öylesine dikkatli ve öylesine anlamlı bakıyorlar ki çocuklar. ve sevilmeyi, dinlenmeyi o kadar çok istiyorlar ki. tabi ki sarılmak. sarılmanın hakkını en çok onlar veriyorlar bence.

basketbol antrenörlüğü yaptığım zamanlarda üşüyen elimi ısıtan 6 yaşında bir öğrencim vardı. çünkü bir gün önce antrenmanda onun elleri üşümüştü, ben o küçücük elleri avcuma alıp ısıtmıştım, ertesi gün benim ellerimin üşüdüğü fark etmiş olacak ki o küçücük elleriyle benim bir elimi avuçlarıyla sarmalamaya çalışmıştı. içine bir şeyler yazmam için defterinden 5-10 sayfa koparıp da bana getiren bir oğlum vardı sonra. konuşmuştuk biraz onla, kardeşini anlatmıştı bana. yeni doğmuş ona ağbeylik yapacakmış bizimki. hatırlıyorum o defter sayfalarını bir kenarda vermişti bana utana sıkıla, sonra hemen koşarak antrenmanına katılmıştı. 8 yaşında, kocaman kalpli bir ağbey.
unutmuyorlar hiç bir şeyi çocuklar. iki kelam edilecekse eğer karşıdaki çocuk olmalı mutlaka. sevmek konusunda sınırları yok ki. sözcükleri öyle güzel seçiyorlar ki.

geçen hafta 6. sınıflarıma dersim vardı dershanede. teneffüs oldu, öğretmenler odasında kimse yok, ben de camdan atatürk bulvarı'nı izliyorum. insanlar koşturuyor, cigara içiyor, para çekiyor, sarılıyor, küfrediyor, simitçiler ykm'nin güvenpark'a bakan tarafındalar daha çok. binada olmam uğultuyu kesiyor ama biliyorum işte anakara'yı ben. dalmışım işte, arkamdan deniz berkay gelmiş, bir elinde patates-ekmek diğer eliyle pıt pıt bana dokunuyor, öğretmenim bende bakayım mı diyor  camdan, geleyim mi? gel tabi dedim. diyor ki ne güzelmiş manzarası burası öğretmenim. atatürk bulvarı işte dedim, her gün yürüyoruz ya. evet ama yürürken böyle değil yukarıdan daha güzelmiş. sonra başladı anlatmaya, biliyor musunuz belki annemin tayini çıkacak ankara'dan gidecek. sen ne yapacaksın dedim, gidecek misin? hayır dedi. sustu. sanırım babasıyla kalacak, söylemedi orayı, ben biliyordum ayrı olduklarını annesi ile babasının. konuştuk. konuşurken patates-ekmeği yarılayamadı bile, eli de ketçap oldu. 6 dakikaya o kadar çok sığdırdı ki. yemeyin şu patates- ekmeği çok dedim. zil çaldı. öğretmenim ben gidiyorum dedi. koş koş dedim, görüşürüz derste.
derse girdim.
biraz konuştuk hepsiyle. içimden 40 dakikaya ne kadar çok şey sığdırıyoruz derken, nehir dedi ki, öğretmenim sizin sözlünüz uzakta ya çok özlüyorsunuz değil mi? dedi. evet dedim. özlüyorum.
zor be öğretmenim dedi. "inşallah çabuk kavuşursunuz" benzeri bir şey söyledi. bir çocuğun duasını almıştım, dileğini işitmiştim. sevindim. çok sevindim.
haydi dedim, soru çözelim biraz. ondalık sayılarla ilgili sorularım var size. önlüğüm cebinden çıkardım her birinin ismi yazan kura kağıtlarımı. kimin adı çıkarsa o yapsın mı soruyu?

ne güzel sarılıyorsunuz bana.

Aralık 11, 2012

psikolog3

"kendini o an yaptığın şeye bırakmayı dener misin?" dedi.
ve ekledi:
"yaptıkların, yapacakların için birkaç adım sonrasını tahmin etmekten biraz da olsa kendini alıkoyabilir misin?"

söz veremem, ama çabalarım dedim.

(o ara aklımdan yıllar evvel okuduğum kitap geçti: "ölü ozanlar derneği" ne de etkilenmiştim. -anı yaşa- mesajı verip dururdu cümleler dolusu. uygulardım da kısmen hayatımda. bugün bakıyorum da kendime, "şu anım"dan mutluluk duymak için söz veremiyorum. büyüdüm, evet.)

uykulu rakı

tüm dünyaya haklı olduğumu anlatabildiğim yegane aktivite uyku.
isyan gibi.
sus gibi.
üzüldüğüm anları geçiriyor bu ara uykular. çok acayip, üzüntü üstüne uyuduğumda gördüğüm rüyaları daha çok hatırlıyorum. hoşuma gidiyor. mesela bu rüyamda başka başka başkentlerde deliler gibi rakı içtiğimi gördüm, sarhoş olmuyordum. anlatıyordum masamda kim varsa içimden geldiğince. kimse beni suçlamıyordu ben kimseyi suçlamıyordum. o başkentlerin en salaş meyhanelerinde rakı içiyorduk işte. bu kadar.

Aralık 09, 2012

biliyor musun?

I
"şu günlerde içkiye düştüm, ondan mıdır bilmem,
daha çok seviyorum Cansever'i, Uyar'ı, Can Yücel'i
bir de Fethi Naci'yi, ve elbet Mustafa Kemal'i.
ankara ankara

bir kent değil burası, bir acenta dizisi,
bir işhanı, bir umumi mümessilik belki,
büyük mağazalar, bahçeliğe özenen süpermarketler
tutulmamak üzere verilmiş bir söz gibi.
...
..."

II
ankara ankara
ey iyi kalpli üvey ana!

fotoğraf: kahvenin seki makbuldür













IV
"...
 ...
 -şair arkadaş,
  bir derdin mi var
  bir şeyler çıkarmak mı istiyorsun derdinden
  ankara'ya gelmelisin."


(oteller hanlar hamamlar için sürekli şiir-C.S.)

Aralık 06, 2012

bir önceki

"ah yağmur dönerken kara...
ankara..."

sabah bembeyazdın ya anakara sen, elimde olsa sana hediye alırdım; sürpriz yapar, şaşırtırdım seni. belki beni bir gün bile olsa rahat bırakırdın kendimle: böylelikle her gün bir önceki günümü özleyerek kurtuluş'tan kızılay'a yürümezdim sabahları. hele akşamları, kızılay'dan sıhhıye'ye inerken, aklıma çocukluk hayallerim gelince ne uçsuz bucaksız hayallermiş onlar demezdim.

"şarkılar var falımda
hepsi sana ankara..."

Aralık 05, 2012

21

bugün aklıma, durduk yere, hiç yoktan düştü müzeyyen senar. 
mırıldandım durdum sonra, ah dedim "kimseye etmem şikayet". 

Kasım 26, 2012

psikolog2

bugün daha uzun konuştuk. ödevimi de aldım psikolog abladan koydum cebime, düştüm evimin yollarına.
eve gelene kadar iyiydi her şey: beni bilen insanlara kendimi anlatamamak ne kötü!
beni tanımayan birine ihtiyaç duymam bundan mı acaba?

Kasım 25, 2012

çentik

ben bundan hep dert yanıyorum. hatta arıyorum, bakıyorum soruyorum kendime var mıdır bir hayır diye de bulamıyorum. insanlar şu gri anakara'ya gidip gelirken, bu şehir usuldan değişirken, birileri hayallerine kavuşurken; ben neden aynı yerdeyim? ben neden hep arkalarda bir yerde seyirciyim? 

beklemek:
insanın kişiliğinden çalıyor. umudundan eksiltiyor. özlemini büyütüyor. boğazına oturuyor bir düğüm, bir daha da gitmiyor. 
beklemenin de şanslısı, duvara çentik atılan cinsi olmalı. geriye sayabilmelisin. zira belirsizlik kötü. boğucu.

ne yapalım?
yine aynısından yapsın bu sek kahve bir şarkı tutsun.

Kasım 24, 2012

ilk öğretmenler gününe

öğrencilerinle beraber ilk öğretmenler günün.
kutlu olsun sevgili'm.
keşke yan yana olabilseydik... yollar.. zaman..

kim bilir seneye yanında olmayı başarırım. evimizde oluruz. ikimizinde öğrencileri olur. ikimizin ilk öğretmenler günü olur. olur değil mi? öğrencilerimizden konuşuruz. okullarımızdan. sistemde doğru gitmeyenlerden dertleniriz. yan yana oluruz işte. sonra annelerimizi ararız, babamı ararız. onların da öğretmenler gününü kutlarız.

kutlu olsun öğretmenlerin, öğretmen olmak için çabalayanların günü. dilerim öğrencilerinizi aileniz gibi görürsünüz her zaman. 

Kasım 19, 2012

rüya

sonra,
en sevdiğin sana yazılar yazar, cümleler kurar.
10 saat uzaktan sarılmış gibi olursun o'na. yüzünde bir gülümse, rüzgarlı deniz kıyısında rüyaya gider gece.


Kasım 18, 2012

sordum/bilemedim.

insan yazı yazmaktan neden vazgeçer hem de karşısındakini buna delicesine özendirmişken? 
ne olabilir ki bir kişinin cümlelerini saklamasına sebep? 
çok mu yalnız hissediyordur kendini? ama yalnızlıktan da beslenmez mi hikayeler çoğu kez? 
eksik bir şey mi vardır? eksiğin boşluğunu biraz için doldurmak için değil midir kaleme her dokunuş?
başka şehirlerde anakara sokaklarını mı arar gözler? o sokaklarını önüne sermek için değil midir bunca yakarışın üç bilemedin dört cümlede vücut buluşu?

umut gibi "yazmak"  peki "yazmamak" niye?

19

"kitap okurum:
         içinde sen varsın,
şarkı dinlerim:
         içinde sen.
oturdum ekmeğimi yerim:
         karşımda sen oturursun,
çalışırım:
         karşımda sen.

..."
                   Nazım Hikmet

Kasım 16, 2012

Kasım 14, 2012

gün olur

yelkovan kuşlarının peşi sıra gitmek.. gün olur deli gibi..
uzaklardan dahi yazıyorsundur sen şiirlerini "bir garip orhan veli".

"...
hele martılar, hele martılar,
her bir tüylerinde ayrı telaş
..."
orhan veli

belki

belki sen fotoğraflar çekersin belki ben yazılar yazarım. sonra biz hiç ayrılmayız.

Kasım 11, 2012

salep


gideyim yarın salep içeyim.
bir kar yağarken bir de salep içerken anakara'ya kızgınlığım geçiyor. 
ben bu şehirden nefret etmeye çalışsam da başaramayacağım belli. seviyorum işte la anakara seni. nabalım?

Kasım 08, 2012

17

tertemiz bir zihin, mis gibi kahveyle kitap okumaya özlemimdir!
...
şöyle doya doya okumalı ne varsa. hatta ne yoksa onu da okumalı: ülkeleri, şairleri, ağlamaları, hayalleri, çocukları, sokakları.. 

Kasım 06, 2012

psikolog1

ben dün psikologa gittim. oturduk konuştuk. notlar aldı hakkımda. beni tanımayan, bilmeyen biriyle konuşmak oldukça hafifleten bir şey. düşünsenize aranızda hiç bir ilişki yok, sana darılmaz, üzülmez ya da onu kıramazsın. üstüne olur olmaz hiçbir şeyi alınmaz. hatta birisine kendini anlatmak gibi bir çaba oluşturuyorsun, bir amacın oluyor 40 dakikalıkta olsa. neyse işte 15 günde bir gideceğim. konuşuruz. yani ben konuşurum o notlar alır. arada bir kaç teknik kullanılır belki bana, bende kpss bilgileri ile içimden tahmin ederim: beni konuşturmak için ne kullandı acaba?  diyerek, seansın içine eder gelirim :):):)
ne yalan söyleyeyim, imrendim psikolog ablaya. güzel meslek be. okudukları, öğrendikleri insanlar, kitapları, dersleri düşünmeyi gerektiren cinstendi en azından üniversite yıllarında. zaten günceli takip etmeye oldukça yatkın bir alan. bir dinamizm söz konusu sanki. insanın sevdiği işi yapması hakikaten şahane bir durum olsa gerek. aslında pek anlayamadım henüz psikolog abla için sevdiği işi mi yapıyor, hep istemiş miydi olduğu yerde olmayı? anlarım belki bir sonraki görüşmemizde. ama imrendim işte. konuşuyor ve yazıyor yaptığı iş doğrultusunda, ne daha ne olsun.

ah hayal kırıklıkları, hep başa bela olacaksınız değil mi?
öperim yanağınızdan.

Kasım 04, 2012

16

"sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim
elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara.
..."
C.S.

Kasım 01, 2012

adaptasyon

çok istemeyeceksin. çok hayal kurmayacaksın. baktın istiyorsun halen, durup durup hayal kuruyorsun; uzaklaşacaksın kendinden. mesela bir sahil kasabası düşlemeyeceksin, ya da dünyayı gezmek gibi bir isteğin olmayacak, mutlu olacağın işi yapmanın huzurunu düşünmeyeceksin, o çok sevdiğin sanatçının konserine gitmek isteğini de bir kenara koyacaksın.bırakacaksın kendini tekdüzeliğe, bir şeyler getirir elbette hayat sana. hiç adaletli olmadı zaten dünya, yine olmayacak. istemezsen verecek sana istemediklerini ve o vakit de neyi elde ettiğini anlamayacaksın.
çoğunluk, ben de sizdenim işte! 

Ekim 31, 2012

küfür

tadın tuzun yok be anakara bu ara!
sabahları dikimevin'den kızılay'a yürürken kurtuluş parkının içinden geçmeyi dahi es geçiyorum. öyle bir kızgınım sana anakara, anla işte!

özlerken çok;
                      küfrediyorum sana bozkır. bırak artık beni!

şarkı bitme sende!

Ekim 29, 2012

bayram

fotoğraf: kahvenin seki makbuldür
daha on binlerce Atatürk genci oradaydık. on binlerce anne, baba.. hep oradaydık.
dağıtamadılar kalabalığı.

fotoğraf: kahvenin seki makbuldür

"Bugün hepimize düşen ortak görev; ulusal değerlere, bilince, Cumhuriyet'e sahip çıkmak, Çanakkale'yi, Kurtuluş Savaşı'nı kazanan  ruhu korumak ve bu bilinci gelecek kuşaklara aktarmaktır. Türk Ulusu dili, kültürü, tarihi ve saygın kimliğiyle aydınlık yarınlara el ele güçlü biçimde yürüyecektir." M. Kemal ATATÜRK

sonsuz olsun.

Ekim 28, 2012

sonsuz

ülkemin doğuşudur 29 ekim. kutlu olsun bayramımız.
yaşasın cumhuriyet!

elimizde bayraklarımızla Anıtkabir'e Atam'a gidiyoruz yarın. 
gelsenize.

Ekim 24, 2012

mış gibi

bayram gibi değil ya bu bayram olsun varsın.
sanki kavurma partilerinin de tadı tuzu olmayacak gibi ya neyse.
adet yerini bulsun, şimdiden, iyi bayramlar ola.

Ekim 18, 2012

şimdi.


haklı olmayı sevmediğim zamanlar var, tam da şimdi gibi. 
ne değişti diye sorulunca sana yapmadıklarından ötürü, söylenenler sadece kızgınlıksa, maalesef ben haklıyım, gelecekte haklı olmamayı umuyorum.
öpüyorum.

15

çok.

bugün ve bugün

"...
 daha doymamışız yaşamasına.
 günlerimiz dün bir, bugün iki.
 sakın bir şey bırakma yarına. 
 yarın yok ki."
                                   Ö.A.

Ekim 17, 2012

nereden baksan felsefik

dün, 6 saat kuyrukta bekleyerek açık öğretime kaydolduğum doğrudur. ikinci üniversite hakkından yararlanarak felsefe okuyacağım. isterdim ki, kanlı canlı öğrenciler, öğretmenlerle bir üniversitede olup çatır çatır tartışarak okuyayım felsefeyi. lakin ben matematik öğretmeni oldum. bu arada sömürülmeye boyun eğerek, nispeten diğer dersanelere göre şartları daha iyi olan (ama yine de sömüren) bir dersanede öğretmenlik yapıyorum. bir ayı geçti. çocuklar çok güzeller. sınıfta, o kadar üslü sayının o kadar kümelerin arasına bir kaç hayal patlatıyorlar bir güzel oluyor ki. nefes alıyorum. (söyleyeceklerim var öğrencilerimle ilgili)
dün diyordum, benim canım arkadaşım var tee orta okuldan beraber bekledik sırada: 6 saat boyunca, kıyın kıyın ilerleyen bir açık öğretim kuyruğunda. küçük bir nabız yoklaması yaptım, felsefe okumak isteyenle karşılaşmadım. zaten bankada sözüm ona kaldırılan "harç" yerine adı değişerek ödenecek olan "öğrenim masrafı" gibi bir parayı güzel güzel verirken ablaya: 
--felsefe mi? uu, seviyor musun ki?
gibi bir soruya tabi tutuldum. sonra muhabbet aldı yürüdü:) geçen sene de niyetlenmiştim felsefe okumaya sormuştum açık öğretim bürosundaki amcaya o da demişti ki:
--yav kızım, matematik öğretmenliği okumuşun, işletme okusana yahu. ne yapacaksın felsefeyi demişti.
tey tey demiştim içimden. niye herkesin her şeye bir fikri var ki? tuhafız yahu milletçe, üzerimize vazife olan hiçbir şeye iştirak etmezken, bizle ilgisiz her şeye lafımız vardır. ayrıca farkındayım bunu buraya bağlamam da çok şahane bir duygu akışım olduğu göstermiyor, biliyorum. kendimin farkındayım:)
hı, dün bekledik işte o upuzun kuyrukta.(nasıl içime oturduysa, her paragrafta bu 6 saatlik kuyruktan bahsediyorum, olur öyle.) bir çay içelim artık, bir şeyler yiyelim diyoruz arkadaşımla. hallettik işi falan. oturduk, ayaklarımız nasıl ağrıyor ama. yemek yedik, muhabbet ettik, gelecek kaygısının gözüne vurduk, dem vurduk, ülkeleri konuştuk 3-4'er cigara yakıp çay da içtik. mutluyuz yani. unutmuşuz o 6 saati. ama bir şey bozmalı ya bu iyi vakti, nitekim oldu da. otobüs şoförü beni otobüsten attı. bağırdı, çağırdı ve beni indirdi otobüsten. artık diyorum ki adama;
-- şikayet edeceğim sizi bunu yapamazsınız. benim bu hizmetten faydalanmamı engelleyemezsiniz. 
o öyle rahat ki:
-- istediğine şikayet et. diyor.
düşünsenize ya, bir insanı rencide etmekten ötürü başına hiçbir şey gelmemesine o kadar alışmış ki. korktuğu, rahatsız olduğu hiçbir şey yok.
bunların yaşanmasına sebep de özetle şu: arkadaşımın otobüs kartını bende kart olmadığı için kullanmam. kart alacak kadar vakit yoktu çünkü. otobüsü görünce ve o otobüs 50 dk bir gelince ve saat de biraz geç olunca buna mecbur kaldım. ve ben açıklamasını saf saf adama yaptım.
sonra, eve geldim, sinirden ağlıyorum tabi. (dün de şişirdik, yüzü gözü)
şikayet ettim, ettik.
içimi rahatlatacak bir şey olur mu? bilmiyorum.ama düşündüğünden de dişli çıkacağım onu biliyorum.
deniyorum.


Ekim 15, 2012

kasvet

bu sene geçsin. 
yalvarıyorum. güzel geçsin.
şu kadar sıkıntıya, sinir krizine değsin.
özleme, kavgaya, kendimi çaresiz hissettiğime, anlatamadıklarıma, yapamadıklarıma, yapamayacaklarıma değsin. güzel olsun be. hiç hak etmemiş de değilimdir değil mi? iyi olur değil mi?
gözüm, kalbim, ruhum umudu görebilirken, bu kadar içimin daralmasına değsin bu sene. ne olur ki? bir derin nefes alsam, bir kere desem ki başardım. bir kerecik de olsa yeterli olabilsem kendime. huzurlu yanımı görebilsem, gösterebilsem.
çocuklar gibi olabilsem hep. hayallerimi sarıp sarmalaya bilsem. 

Ekim 11, 2012

sığınmak


şaşırıyorum çevremdeki herkese:
ve onlara her şaşırdığımda ve onlardan her çekindiğimde gelip buraya sığınıyorum. 
sonra bir kaç dize geliyor aklıma, büyük adamlarmış diyorum dizelerin sahiplerine, güzel adamlarmış:
selam olsun size, sana..


"an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
....
son umut kırılmıştır
kaf dağı'nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
..."
                    A.İlhan

Ekim 09, 2012

para

para varsa huzur vardır arkadaş, mutluluk vardır.
zira;
1.kitap almak
2.çay içmek
3.bir yerden bir yere gitmek ("yollar" demiyorum bile)
4.cigara tüttürmek
...
için az-çok fark etmez ihtiyaç vardır merete. zaten azlığı ya da çokluğu mühim değildir ya vardır ya yoktur. 

14

turgut uyar

Ekim 08, 2012

hiç

çocukken alamadığınız kararlar yüzünden pişman olduğunuz oldu mu sizin de? pişmanlığınızın bu denli beyninizi kemirdiği vakitler geçirdiniz mi? peki, çocukken ailenizden biri size kızdığında gidip de onları öptünüz mü sizde benim gibi, onlara küsmeyi aklınızdan bile geçirmediniz mi sahi? ve şimdi bunun kötü bir şey olduğunu fark ettiniz mi? kendi doğrularımı sahiplenemez olmuşum büyüdükçe; sevdiklerimi delicesine sevmekten. isyan etmem gereken vakitler olmuş sadece bir şeker için ama ben o şekeri almak için kıyametleri koparmamışım sırf üzülmesinler diye. insan küçükken neden başkası üzülmesin diye üzülmeyi seçer? len çocuksun işte yaşasana çocuk gibi. etsene isyanını. ağlamaktan aksa ya sümüğün.
benim kafa hiç çalışmamış hiç...

sanırım, sezen abla her daim haklı: "ne kadar az yol almışım.." http://fizy.com/#s/1ajfyy


Ekim 06, 2012

rastlantı


rastlayınca böyle, aklıma iki dize daha geldi "san" dan bambaşka:


"...
ay ışığında oturduk,
bileğinden öptüm seni
..."
                         C.S.

Ekim 05, 2012

kedere kader

kader,
üzerine konuşulacak ne kadar çok şey var.
üstelik "kadın" ın hayatı kader denilip geçilmeye bir "erkek" hayatından daha yatkınlaştırılmış. hani bir söz vardır ya -kaderi zorlamak- diye. o kader nedense bir kadın için hiç zorlanmaz bizimkisi gibi coğrafyalarda.

kadının,
ölümü kaderdir, dövülmesi kaderdir, beklemesi kaderdir, sürekli birileri hoşnut etmek zorundadır işte bu da kaderdir.
nokta
ne geldiyse aklıma.
esti işte.

Ekim 04, 2012

manzara

bu nasıl bir ağlamak isteği.

sabretmenin hakikaten bir erdem mi yoksa bir kandırmaca mı olduğuna dair şüphelerim gün be gün artmak da iken kaybedenlerin tarafına geçtiğimi seziyorum. çünkü ben en mutlu olmam gereken vakitlere bile üzüntü bulaştırır oldum.
insan kendini bilir ya hani, en çok ne istediğini bilir ya hani. ama o isteğe ulaşana kadar "gereklilik" ten ötürü yollar geçmek zorundadır: "keyiften" değil "gereklilik" ten. hayatında görüp görebileceği en güzel manzaranın yanından geçmektedir ama gerekliliğe kendini öyle bir kaptırır ki, en sonunda ne istediğini bile unutur. manzara hatır da bile kalmaz, onu hiç demeyim. mutluluklarımız gölgede kalırken görevler yüzünden bizler birer birer "başka insanlar" oluyoruz: ruhumuzdan ayrı.

ah be bu nasıl bir ağlamak isteği.
gidemediğim her ülkeye, hayatı sadece nefes almaktan ibaret gösteren herkese karşı koyabilirim sanırdım az vakitler önce. şimdi yenilgiyi kabul eden ama doğru yapıyor diye adlandırılan bir insancık oldum. ben bambaşka bir insan oldum kendimle tanışmaktan korkan.


şimdi o yolları ayaklarım şişene dek yürüyerek geçmek vardı. fotoğraflar çekerek her bir yanı yanımda taşımak vardı. 

durum budur, akılda manzara yoktur.

13

"...
zor günler elbet bitecek
belki ömrün görmeye yetmeyecek.."



nasıl anlatırsan anlat işte.

Ekim 03, 2012

12

içini boğan ne varsa onları dağıtmak, üstüne de bir cigara yakmak için var çay.

sokaklar, biz

biz, anakara'yı çok sevdik. anakara'da bizi sevmiş olacak ki sokaklarını bizle paylaştı:
"hayaller"-eylüller güzeldir.

fotoğraf: eylüller güzeldir

Eylül 27, 2012

öptüm zaten

mutluluklarımız da yanımızda olmaya söz verse keşke anakara. karışmasa kimse bu şehre, sadece renkli kalemlerim ve anakara olsa bizle. ama zor bu. saçma denilecek kadar zor. 
aman, boşver gitsin zaten!

Eylül 25, 2012

bozkıra

iyi insanlar azalıyor dünya da her geçen gün. yüreği büyük olanlar buralara sığamaz oldular, haksız da değiller hani. ailecek giderken bir yerlere, geçerken bozkırdan usulca bir başka iklime "neşet ertaş" çalar her daim. hiç bir şey olmaz sanırdım ben sana, türkülerin öyle sonsuzdu ki. çocukluğumun bir kısmıydın sen, ışıklar içinde yat.

Eylül 24, 2012

21.09 anakara. evet.

eylül..
anakara...

beşevler, tandoğan, kızılay, çankaya, tunalı..

dakikalarca sarılmak: tüm özlenecek vakitlere inat hem de bir "çicek senfonisi" ile. 

sevgili'm, benle bir ömür yaşar mısın dedi. benle evlenir misin dedi. evet dedim. sarıldım o'na. bundan bir önce başka bir hayatım varmışsa onda da evet demiştim: sarılmıştım o'na. bir sonra bir hayatım olursa onda da evet derim; sarılırım o'na.

anakara, 
teşekkür ederim sana: 
sokakların, yağmurun bize mutluluk verdi, hayaller getirdi, bir aşk verdi ki ruhumuza o gün bugündür çakırkeyifiz, hoşuz.

hayatımın aşkı, 
ve sana. ne denir ki sana? 
bir ömür uyumak senle, uyanmak sonra. sarılmak. kızdırmak seni, güldürmek seni, televizyonun karşısında sızmak senle, durmak öyle, ağlamak dizinde, herhangi bir şehrin sokaklarında anakara'yı aramak... ama bir ömür yapabilmek tüm bunları: beraber, el ele.
iyi ki biziz. 

ah anakara, 
mutluluğa!

"bende tarçın sende ıhlamur kokusu."

Eylül 19, 2012

birikmek, biriktirmek

eylül geldi de bir yağmur yağamadı diye düşünüp bir yandan da beni üzmeyeceğini biliyordum yağmurun. eee hüznüne rağmen onca güzellik geldi başımıza, yağmuru hak etmiştik ki. şimdi mis gibi yağmur kokuyor anakara'm. pencereden doğru bir yağmur esintisi hafif üşütüyor ama üstüme hırka almayı erteletecek kadar hoşuma gidiyor. zaten ne yağmurdan kaçtım ne de rüzgarından korktum, şemsiyelere de sığınmayı pek sevemedim. insan sevdiğinden kaçar mı? başka yere sığınır mı? dünyadaki, memleketteki tüm kötülüklere inat göğsüne yatmaz mı sevdiğinin? tutmaz mı elini? ellerini tutup da  bir şarkı geçirmez mi içinden?

ben biriktirdim yağmurları yine. yarın o küçücük olduğunu düşündüğüm sahilden sevdiğim geliyor anakara'ya, bana, bize. en özlediğim zamanlarda, en hayaller kurduğum gecelerde bırakırım kayığımı yağmurlara ben. bozkıra doğru gelir, gelir de tam gözlerime bir öpücük kondurup, ruhuma sarılır.

Eylül 17, 2012

"Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder."

M. Kemal ATATÜRK

Eylül 14, 2012

göz

hep benim anakara'dan gidenlerin ardından bakan. 


"...
 ve eskiden bir şehire geldiğimi hatırlıyorum
bir şehire yerleştiğimi hatırlıyorum
rüzgarın eskittiği bir şemsiyeyle
suyun paslandırdığı bir silahla
herkes gibi bir avuç bedenimle
yarım dirimler yarım ölümler taşıyarak
bir denizin altından
oldukça ağır bir denizin altından
ağzı tıkalı bir sürahi gibi
suyun yüzüne çıktığımı
..."
                                       T. Uyar

Eylül 13, 2012

ihanet

inandıklarından vazgeçmek, insanlara karşı direnerek savunduğun doğrulardan ayrılmak, kendimize ettiğimiz bir ihanet midir? dilerim öyle değildir. 

Eylül 12, 2012

Eylül 11, 2012

mukadderat



artık memleketimde çocuklar daha çabuk büyüyor, büyüdükten sonra erkeği, kadını ayrı ayrı ölüyorlar. bombalar patlıyor biraz ötede, az öte de ise yangınlar çıkıyor. bir şeyler oluyor sürekli: yüzümüz gülmeye hasret. aklımız herşeyi unutmaya meyilli. keşke alışmasak acılara, haksızlıklara, adaletsizliklere..keşke..
alışmayın!

Eylül 10, 2012

adım 1

ne kadar çok hüzün yazmışız buraya değil mi? bugün aralıyoruz onları çokça. mutluyum. mutluyuz. güzel sevgilim, dünyanın en iyi öğretmeni olacaksın. 
ilk tercihimiz oldu dostlar. kırklareli-iğneada:)
biliyorum. artık güzel şeyler art arda gelecek.
teşekkür ederim sevgili'm.
denize karşı bir cigara, sohbet ederken hayalimizdi. oluyorlar işte.
emeklerin boşa gitmedi işte. nasıl mutluyum ben, ne yapayım bilemiyorum ki :)
inancımı, düşüncelerimi doğrultun yine sen. tuttun elimden sevgili'm. kocaman bir adım attın şahane ömrümüze, arkandan hıphızlı geliyor bu sek kahve. gör bak nasıl da hızlı atacağım ben şimdi adımlarımı.
seni seviyorum. seni seviyorum:)

Eylül 05, 2012

9

kafa rahat doyasıya mutlu olmak. çok büyük bir istek sanırım. olmuyor.

Eylül 01, 2012

eylül'e

biliyordum güzelliklerle geleceğini eylül.
hoşgeldin.
teşekkür ederim sana. mutluluktan ağlamak: ne güzelmiş.

Ağustos 30, 2012

zafer bayramı


 ah be Atatürk'üm seni öyle çok özlüyor, öyle çok arıyorum ki. senin çocuğun olmaktan gurur duyuyorum. ve biliyorum, Mustafa Kemal'in çocuğu, genci olmak dünyanın en büyük ayrıcalığı. Ne mutlu Türküm diyene!
Kutlu olsun bayramımız. 

Ağustos 29, 2012

şerefe

özlemek.

söz

su gözlüğüm de tamam. denize gidiyorum. hem de eylül'de.
:)
fakat eylül, bize getirmek için söz verdiğin bir çok güzellik var. tut sözünü, olur mu?

Ağustos 27, 2012

nevşehir' de

arkadaşlarım evlendi. 
hem kız hem de erkek tarafı olarak katıldık düğüne. sanki biz ihsan ve fatma ile nargile içmeye gitmişiz ya da oturup beraber lineer cebir çalışıyor gibiydik :)  dile kolay 6 sene boyunca hep yanlarında idim. ilk sevgili olma hikayeleri, kavgaları, birbirlerine aldıkları doğum günü hediyeleri, girdiğimiz nice sınavlar, amasra gezimiz, mezuniyet, yapılan ödevler... beraberdik hep. 


mutlu olun e mi? çok mutlu olun.

Ağustos 20, 2012

net

uzak kalmaya çalışmak. arkadaşlardan, dostlardan kendini geri çekmek. kafadan geçenleri seyreltmiyor ki biraz da olsa. boğuluyorsan yine boğuluyorsundur. net.

kızgınlık:
ona buna değil. en çok da kendine.
insan mutlu yaşamazsa mutlu ölemez ki. ama unutmuşum ben: yaşamak umrunda değil ki insanların derdimiz nefes almak sadece. mutsuz ölmüşsün çok mu? 

ben küçükken, derlerdi ki; bak kızım haksızlık etme kimseye, kötü olma, yaptığın her şeyi iyi yap: hakkını ver.     çok kanıksamışım bunları ben. bugünler de hata olduğunu düşünüyorum doğruluk peşinde koşmanın. evvel zaman içinde gözlerimi ışıldatan cümleler eden  büyükler içine edilmiş dünyaya gözlerimi kapamamı istiyorlar şimdi. 
sormazlar mı peki size?
her görmezden geldiğimizde olan bitene, her sustuğumuzda biz de içine etmiyor muyuz dünyanın? hep beraber. iyisi-kötüsü tüm insanlık leş gibi etmiyor mu hayalleri, okyanusları... 
farkı yok ki kötüyle iyinin. hatta kötüler daha dürüstler kanımca.
ah be büyükler, neden iyi olmaya heves ettirdiniz vakti zamanında?

Ağustos 19, 2012

en şahanesinden

iveet.
şahane bayramlar olsun.
bu bayramı kısmen tek başıma geçirecek bir sek kahve olaraktan selamlıyorum hepinizi. daha bayramın ilk saatleri attım cebe 100 lirayı :) seviyorum 25 yaşıma gelmiş olmama rağmen bana harçlık verenleri :) 
e kalın sağlıcakla. :)

Ağustos 16, 2012

bayram havası

kahvenin seki makbuldür.
bu hafta güzel şeyler oldu.
ziyadesiyle hem de.
bakınız:

--yıllar oldu okuyalı kitabı ama bir türlü edinememiştim. sofie'nin dünyası. darısı angela'nın külleri'ne.
--hayyam'ı okur dururum,  yoktu o da. eklemek lazımdı raflarıma.
--özdemir asaf'ın, cemal süreya'nın, edip cansever'in, orhan veli'nin, ümit yaşar oğuzcan'ın, ahmed arif'in yanlarına nazım'ı da koydum. öte yandan yky yayınları özdemir asaf içinde böyle bir derleme yapmış, bilginize.
--atsız'ı okumak hep isteğimdi. merak ediyordum. başladım bile kitaba.
--sevdiceğim geldi önce bana kocaman sarıldı. sonra behzat ç. dizi ve film müziklerini aldı.
bayram herkesten önce başladı benim kıyılarımda :)

Ağustos 09, 2012

toprağın çocukları




köy enstitüleri.
hayranlık duyduğum bir çok insan gibi benim de mucize olarak adlandırdığım bir yapılanmaydı. köy enstitüleri hakkında okurken, birilerinden dinlerken her zaman bir gurur yaşarım sonra ise bu gururun yerini derin bir üzüntü alır bende. eğitim fakültesi mezunu olarak nereden nereye geldiğimizi: aldığım, yetersiz gördüğüm eğitimi düşünürüm 2012'nin Türkiye'sinde. sonra yadsımam olanları; bir ülkenin eğitimi yıpratılır, yok edilir sonra o ülkenin insanlarının ileri adım atması olanak dışı bırakılır. düşünmek yasaklanır. susturulur iyiye, güzele ait her şey. ve biliyorlardı büyükler, 1940-1953 arası 21 enstitüsü ile 17 bin mezun veren köy enstitüleri aydınlık günler, düşünen insanlar demekti. ne de olsa aydınlık herkesin işine yaramıyordu...

eylülde gösterime girecek olan bir film.
heyecanlayım, meraklıyım. 



8


"bak, bu senin ışığın
dalların ay doğmuş, delice, delice zeytin"

Ağustos 08, 2012

mal

ne kadar ağlak bir insan oldum. sızlayan bir burun, düğümlenen bir boğaz. işte bu :) 
birileri düşlerimi çalıyor gibi.
ben de mal gibi bakıyorum giden zamanın arkasından.

umuş

edip cansever şiirlerimiz bir başka evde, ben bir başka evde, sevdiğim adam bir başka şehirde. şanslı olan ise cansever'in şiirlerinin olduğu ev.



"bütün iyi kitapların sonunda
bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen
soluğu sende olan
yeni bir başlangıç vardır

parmağını sürsen dünyaya, rengini anlarsın
gözünle görsen elmayı, sesini duyarsın
onu işitsen, yuvarlağı sende kalır
her başlangıçta yeni bir anlam vardır.

nedensiz bir çocuk ağlaması bile
çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır."


                         edip cansever



iyi ki doğdun edip cansever!

diğer yandan sevdiğimin adamın olduğu şehir: ya senin şansın, benim şansızlığım..

soluk

üzülmenin bir tadı var mıdır?
ağız tadıyla üzülünür mü? 
ya  mutluluk?
küçük bir tebessüm müdür bunun hakkı?


bunun bir reçetesi yok ki. 
yok.
belki uykusuz bırakıyor beni mutluluklarım. belki insanlarla konuşmamı zorlaştırıyor üzüntülerim.
dünya'nın biz ona uymazsak bizi gözleriyle aşağıladığı yaptırımları var. içimize sinmiş kurallar, sesler, ifadeler...
isyan etsen de arkanda, sağında, solunda.. her yerdeler..
bir soluk gibi ellerindeler..

perdeli

"...

rahatsın, 
diyordu kadın,
ama o arada
birdenbire
odayı
sözgelimi
brezilya'ya çevirir bir çicek.

...

mutluluk mu,
diyordu kadın,
mutluluk:
açan tütün
körelten tütün."

             C.S.

Ağustos 06, 2012

küçük arı

okudum.

"eğer yüzün hayatın ağır tokatlarıyla şiştiyse, gülümse ve şişman bir adammışsın gibi davran."

dendi en sonunda.
bitti.
...

Ağustos 02, 2012

cila

yeni keşiftir. üst üste behzat ç. içerikli yazılara cila niteliğindedir.
izleyin la!
:)


uyumayan bir sek kahvenin amacı, uykusunu düzene sokmak için direnmektir.
yaşasın şanlı direnişim!
:)

ispanyol meyhanesindeki abla'ya

bir şeyler söylemek istiyorum. evet. ne söyleyeceğime dair bir fikrim yok. doğrudur da ekrana boş boş baktığım. ama istediğim bir şeyi yapmak adına ekrana boş boş bakmam iyi bir adım değil midir sizce? bence çok yol kat ediyorum ben. piyuuu diye uçuyorum, yüzüyorum, duruyorum, düşüyorum. mesela az evvelde " piyuuu" demek istedim ve bunun için bir cümle kurdum. istedim ve yaptım. iyi bir adım daha mı attım ne? bir anakara gün doğumunda kendimi aşıyorum güzel insanlar. duyurulur.

kimse dünya'nın iyi bir yer olmasını istemiyor. yirmi beş yaşlarımda bunu anlamış bulunmaktayım. kimisine göre geç, kimisine göre de bunun için tam vakti bir yaş olabilir. bilemem. ben matematikçiyim arkadaş, bir ihtimal daha var onu bilirim. halbuki bundan 5-6 yıl evvel hayaller olduğu gibi bundan 2-5 gün evvel de hayaller vardı. ben şunu da anladım: bir hayal yıkıldığı vakit dünya bunu için bizi teselliye uğraşmaz. biz gideriz dünya'yı tebrik ederiz, yenilgiyi de kabul eder, paşa paşa uyuruz. belki de diyorum ispanyol meyhanesindeki kadının çığlık çığlığa şarkı söylemesi bundandır. 

ben defterime yazmaya başladım tekrar. rastgele dedim yine.
çok özledim çünkü.
özlemek çok garip, tarifi yok. bazen sıkı sıkıya sarıldığın bir eylül, bazen bitmesini istediğin bir ağustos.

öpüyorum ayrı ayrı.

Ağustos 01, 2012

behzat ç. dizi ve film müzikleri

lisedeydik. gençtik. birer anakaralı olarak tee o vakitlerden bilirdik pilli bebek diye bir grubun olduğunu. onların "siyah beyazı"yla büyüdük. sonra "berrak" ı söyledik bağır çağır içimizden. yeşil ipodumun içine "uyandırmadan" albümlerini eklemiştim, ilk iş. tüm şarkılarını ezbere bilirken, 2007 yılında ben artık üniversiteliyim, diğer albümleri "olsun" geldi.  halen yeşil ipodum vardı ve ikinci albümde hemen oracıkta aldı yerini. yine tüm şarkılar ezberlendi. zaten bir adam "hayaller içinde gün görmeye bak" derken ve yine aynı adam, cem kısmet, "ve bir eylül akşamında yaprak çıtırtılarıya yürüyorsun" diye seslenirken benim tek tük cigara içmem olağan dışı olmamalı idi.
(demezsem olmaz, pilli bebek, anakara'dır.)


şimdilerde yeni bir albüm çıkarmışlar. sanırım bir kaç hafta oldu. behzat amirim oradan oraya koştururken arkadan usulca çalan şarkılardan oluşuyor albüm. geçen sene gösterimde olan " behzat ç. seni kalbime gömdüm" filminin müzikleri de dahil.
dinleyin la !
:)

yazmak

sen hep yaz.
iyi geliyor. eylül gibi. 

ceviz ağacı


"...

yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var. 
yüz bin elle dokunurum sana, istanbul'a. 
yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım. 
yüz bin gözle seyrederim seni, istanbul'u. 
yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım. 
..."

                                     Nazım Hikmet

önce okudum. sonra dinledim.
"yapraklarım ipek mendil gibi, tiril tiril
koparıver, gözlerinin,  gülüm, yaşını sil"

Temmuz 29, 2012

bir işim olaydı. sadece kitap okuduğum. ve okuduğum kitapları konuştuğum.

Temmuz 27, 2012

küs

almadın beni denizi olan memleket. ya da bırakmıyor beni anakara. 
bilmiyorum. kızgınım.
dünya, 
bugün bana adaletini bir kez daha sorgulattın ya, senin de alacağın olsun.

bir şeyi çok istememek gerekir diyorlar, haklılarmış, gün geçtikçe çoğunluğa uyum sağlıyorum. çocuk yanlarını kaybetmiş çoğunluğa hem de. bir gün kendimden özür dilemek zorunda kalacağım diye korkuyorum, hayal kurmaktan vazgeçtiğim için. sanırım kendime de küsmüş olacağım o vakit. hiç barışmamacasına.

kırgınım, sinirliyim.  
nokta
.
.

Temmuz 23, 2012

denizi olan memleket

tam da şu dakikalarda çanakkale'de, iskele de bir pastane de oturmuşum. oh, deniz nasıl da güzel. biz bozkır müptelası insanların hepsine mi iyi gelir deniz bilmem ama bana çok iyi geliyor. feribotlar geçiyor, ben de bir bayram havası. rüzgar esiyor, ben de bir şarkı söyleme isteği. öte yandan çanakkale'nin öğretmenevi de pek güzel. bahçesi falan pek şirin. öğretmenevinin olduğu caddeden aşağı salınca kendinizi denize çıkıyor sokaklar. henüz gezemedim. geniş geniş gezme fırsatım da olmayacak sanırım bugün. ama belki bir daha gelirim, yakın vakitte, belli mi olur? 
denizi olan memleketten selam olsun bugün :)

Temmuz 21, 2012

ikinci 21.07'e

ah ne güzel bir yıldı sevgili'm. sarılarak, gülerek, birbirimizi izleyerek, dövüşerek, barışarak, ağlayarak, umut ederek, düşleyerek... ikinci yılımız bitti, bak. evet, yine yan yana kutlayamadık, olsun. biz cümlelerin gücüne, ışığına hep inanırız ki senle. girerken üçüncü yılımıza bir ömür sarılarak uyumayı dileyelim. ve sarılarak uyanmayı.

"gece bitkilerinden korkuyorum,
hayır, geceleri bitkilerden!
gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır
bana açtığın her telefon.

iki kalp arasında en kısa yol:
birbirine uzanmış ve zaman zaman
ancak parmak uçlarıyla değebilen
iki kol.

an ki fıskiyesi sonsuzluğun
keşke yalnız bunun için sevseydim seni."
                                  C.S.


geçen sene demiştik ya: "ayrı geçen bu yıllar beraber bir ömrün habercisi" diye. tam da öyle işte:
az kaldı. çok az.


Temmuz 18, 2012

huu tez!

huu.
-parti var dediler. geldik. gidiyoruz.-
fotoğraf: kahvenin seki makbuldür.

başladık bakalım yapılan çalışma planına uymayaraktan (gecikmeli oldu, sıcaklardandır) tezim için kafa patlatmaya. eylül gelirken ben yollar kat edeyim: bana kolaylıklar dileyin a dostlar, rast gitsin olabildiğince çok şey hatta her şey.


Temmuz 16, 2012

ayspnr'a ve orta kararım'a

bilmiyorum daha evvelce bahsettim mi lakin bir hayalim var benim. yani bir çok hayalim var tabi de, bu da onlardan bir tanesi işte. uzun solukta olacağını düşündüğüm, yürekten dilediğim bir hayal kendileri. sanırım usuldan gerçekleşiyor başka bir suretle ve bir o kadar da samimi.

bilmediğim coğrafyalarda, alışkın olmadığım iklimlerde, muhabbete yoldaşlık edecek ezgilerle tanımadığım arkadaşlarımla dost olabilmekti sözünü ettiğim hayalim. kimi arkadaşım sessiz bir yıldız hediye edecekti bana kimisi bir gülümseme kimisi de bir hikaye, belki sevdiği adamı anlatacaktı uzun uzun bana. belki de bir cigara yakacaktı onu o kumsalda bırakan kadın için bir adam. olur ya bir anneye rast gelecektim herhangi bir ülkenin herhangi bir başkentinde, belki de bir balıkçıya. hepsiyle oturup konuşacaktım. konuşacaktık. hem bir cigara da ben yakarım. kimisiyle kahve içerdik en sekinden kimisiyle de şarap en gül renginden. 
sadece iki sırt çantası yeterli... tüm bunlar için..
biliyorsunuz ya.

gidemedik henüz bambaşka ülkelere ne peru'ya, ne de irlanda'ya. 
olsun. hem olacak da bir gün zaten. yeter ki "yüzünü dökmesin küçük kız"..

dedim ya hani, bir başka suretle ve samimi diye..oluyor bir hayalim usuldan diye.. dedim ya az evvel.
bana güzel hissettiren iki dost'a itaaf olur bu yazı:
orta kararım'a ve aysnpnr'a,
dilerseniz teşekkür deyin dilerseniz bir cigara, bir şarap, bir kahve, bir ezgi, bir türkü, bir yıldız...

salı günüydü.bir düşüneyim. evet bir haftadan bir gün azca oldu.
oturduk.
bir cigarasını heba edeyim diyordum orta kararım'ın lakin başım o kadar çok ağrıyordu ki, çaktırmadım baş ağrımı[öyle umuyorum yani :)] öylesine güzel anlatıyordu ki, özlediği anakara'yı, çınar ağaçlarını, bakanlıktan kuğuluya çıkan yolu, ömrün'ü, dünü, başa çıktığı kızgınlıklarını.. ben uykusuzluktan, ödev yapmaktan arta kalan baş ağrımla bölemezdim seni, cigarandan almamamın sebebi bu idi bilesin orta kararım :)
çok güzeldi, oturup senden, benden, anakara'dan konuşmak. dinlemek. tanıdığım seni zamanlar sonra tekrar görmek. biliyorsun artık, çok sevdiğin anakara'da yalnız bırakmaz seni bu sek kahve. demişsin ya hani " derin sevgiler" diye, bir sezen aksu şarkısı olur uğrar baş ucuna benden de sevgiler.


biraz önceki salı gününden bir gün önce. bir hafta oldu. 
yeditepeli şehirden, bir hediye aldım: 

fotoğraf: aysnpnr

yüzümde birden çok gülümseme. görmesini isterdim, ama hissetti biliyorum. 
sağol.
belki senin şehrinde belki de benim anakaram'da öyle bir muhabbet edeceğiz ki senle; bir yerlerden bakarak olursa eğer dev gibi şair cemal süreya, bir selam çakacak bize ve masadaki "sevda sözleri"ne.
boğaz'a, martılara iyi bak. sık sık deniz kokusu yolla olur mu anakara'ya, arkadaşına? ben de saklı mis gibi bir çayın var hep bilesin güzel aysnpnr.

haberiniz var mıydı, bir hayalimdeki en  güzel destekçiler olduğunuzun?

Temmuz 15, 2012

gitme! k

bir gün ikimizin bir valizi olacak sırt çantalarımız dışında. ve o gün ben aşti'den gözlerim dolu dolu o'nu uğurlamıyor olacağım.
artık kavuşmak vakti gelmedi mi, bu ayrılıklar niye?
ah,
"...
 al bu dertten yüreğimi,
 yağmurlara ser."
http://fizy.com/#s/1279bi 

Temmuz 11, 2012

unutma!



"Ne yaparsanız yapın, ama Srebrenica 'yı unutmayın.Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır."
Aliya İzzetbegoviç

Temmuz 06, 2012

6

"mesafeler diyorum, olmamalılar."
                                        Ö.A.

Temmuz 04, 2012

öte yandan

az okuyorum, az yazıyorum bu aralar.
hoşnut değilim.
halbuki birikti cümleler. 
gittiğim gördüğüm yerler, sohbet ettiğim dostlar, içtiğim şaraplar, birkaç fırt çekmek için aldığım cigara paketlerim oldu. bir sürü kötü fotoğraf çektim, kimisi eksik pozlanmış kimisinin net alan derinliği adam akıllı olmamış. 2-3 tane iyi fotoğrafım hatırına çok okumalıyım, mis gibi çay kokusu için daha çok yazmalıyım.



bu arada insan sevdiği, mutlu olabileceği işi yapmalı ömrünce, yapın olur mu?

çarpık formülün zaferi

bugün kahvaltıda babamla hararetli bir şekilde konuşuyoruz... 
...
çoğu kez yaparız bunu. dünyaya farklı kıyılardan bakan baba-kız olduk son yıllarda. aslında sırf babam için geçerli değil bu durum, annem ve kardeşim için de geçerli. ilginçtir bu durumu bir öğretmenim şöyle özetledi: 
   -aynı formülün oluşturduğu çarpık bir formül olmuşsun. nasıl olmuş ben de anlamadım ama ailen gibi düşünmediğin çok açık.

bir çoğumuz için geçerlidir bu durum tahminimce. çatışır dururuz ev halkıyla. anlatamayız da kendimizi. ya da anlarlar da anlamamazlıktan gelirler. genelde duyguları, kurallardan daha tehlikeli bulurlar. halbuki ben duyguları hep en tepeye koymuşumdur iyilik, güzellik açısından. ve en güvenli limanlardır duygular.
-----

neyse, bugün babamla yine anlaşamaz, çatışırken aklıma gelen anım beni sinsice güldürdü. çünkü bu babama karşı kazandığım ilk zaferdi:
babam da annem de matematik öğretmeni. ikisi de iyi öğretmendir. babam-annem diye demiyorum. iyi yaparlar işlerini keratalar:) babam ortaokulda dersime girdi, annemde evde babamdan anlayamadıklarımı çalıştırdı. ama ben bu yüzden matematik öğretmeni olmadım. ben olmamam gerekeni anlayamadım. bu kısım öz eleştiri devamında ise pişmanlıklarımı dile getirebilir, tehlikelidir. bir an susup, zaferime dönüyorum. 

dedim ya babam ortaokulda matematik öğretmenimdi, arkadaşlarımında öyle. hatta 2 yıl sonra kardeşiminde öğretmeni oldu. ben ve kardeşim okulda babamıza ne diyeceğimizi bilemedik :) baba? öğretmenim? en iyisi parmak kaldırmaktı sadece. zordu. ama güzeldi. bir de şöyle bir durum var ki, sınıf ahalisi babamın yazılılarda bize soruları verdiğini düşünebilir. bu yüzden tüm derslerimiz iyi olmalıydı. öte yandan babam yazılı sorularını evde hazırlamamalı, biz görmemeliydik. nitekim hep öğretmenler odasında hazırlarmış, annem demişti. biz derslerimizde iyi olduk, babam da soruları eve hiç getirmedi, böyle bitirdik ortaokulu.

babam okulda öğretmendi bense öğrenci. eee öğrenciliğin gerektirdiği gibi davranmak gerekirdi. kopya çekmezdim matematik dersinde. ama çok sağlam kopya verirdim. kafam çalışırdı matematiğe, soruları erkenden çözerdim yazılıda, bir tane de boş kağıt alırdım tekrar çözüp kontrol edeyim diye, ona tekrar çözüp arka sıralara doğru yollardım. 2 yazılı da böyle yaptım. diğerlerinde ufak tefek kopyalar verdim. okulda huzursuz olmazdım da, eve gelince babama bakınca azıcık utanırdım:)
lise biterken, babama bunu itiraf etmiştim. biraz bozuldu. yok canım dedi, yapmamışındır. yaptım dedim, yüzümde pis bir sırıtma. yakıştıramadım dedi. azıcık üzüldüm. geçti. 

zafer dediğimse bu:) zaten başka da bir zaferim olmadı :)
benim kendimi anlatabilmem, bir şekilde isyan çıkarabilmem tee ortaokul da kalmış. şimdi 25 yaşımda, gözlerim çabuk doluyor derdimi anlatırken, tartışırken gardım düşüyor. büyümek gibi değilde, kendi içime çekilmek gibi bir şey bu. cesaretin azalması, yorulup yorulup da sessizce uyuya kalmak gibi.



Temmuz 03, 2012

yeni

yavaş yavaş kopuyoruz başka hayatlardan. kendi derdimize düştükçe, kendi dertlerine düştükçe ahbaplar yıllar belki de yollar sonra oturulacak bir mekanda yarım saatte özetleyecek duruma geleceğiz yaşantılarımızı birbirimize. 
böyle olmak zorunda değil, böyle de olmamalı zaten.
ama ne olması gerektiği gibi ki? 

kafam karışık. içim de hiç dingin değil.

Haziran 26, 2012

-

"her gece sabret diye saçlarımda dolasan Tanrı'nın elleridir."

.

Haziran 24, 2012

farklı

çoğunluk gibi düşünmelisin. farklılaşmak, sana karşı sinirlenmelerine yol açar. anlatmaya çalışırsın neden ötürü çoğunluğun sana tezat düştüğünü, çabalarsın, bir çok açıdan derdini anlatmaya çalışırsın. cık. olmaz. çünkü bir çok insan öyle düşünüyorsa bir bildikleri vardır, onların hatalı olma durumu söz konusu olamaz. yavaş yavaş seni de sinirlendirirler, çünkü seni değiştirmeye çabalarlar. çoğunluğa bir nefer kazandırmak isterler. sen kabul etmezsin, ama onlar isterler. çokturlar ya doğruyu onlar bilirler. aşamalı olarak sinirlilik halin artar, artar... içinde inandığın güzel fikirlerini törpülerler. büyür, gideriz.

Haziran 20, 2012

on saat

"yolculuk yapılacaksa gündüz yapılmalı, değişen bitki örtüsünün farkına varılmalı" diyen öğretmenimle aynı fikirde olmama rağmen 10 saatlik gece yolculuğuyla geldim gaziantep'e. hep sevmişimdir bu şehri ben, yine öyle oldu. yarın yine 10 saatlik bir gece yolculuğu ile döneceğim anakara'ya. uzun uzun anlatırım gali buraları , varınca başkente. 
sağlıcakla.

Haziran 14, 2012

4

günlerden bir gün sezen aksu konserine gitsem.

Haziran 11, 2012

rüzgarlı deniz kıyı'ma

iyi ki doğdun sevgili'm. 

beraber balık tutacağımız, uçurtma uçurup peşinde koştururken gülüşeceğimiz, en şahane çayı demleme konusunda yarışacağımız, sarılıp uyuyacağımız.. günlerin gelmesine az kaldığının habercisi olsun bu doğum günün.

yağmurlara, umutlara, beraber bir ömre...

seni seviyorum.

Haziran 09, 2012

denklem


"düşünürken kendimden başkasına inanmam.
  inanırsam ben senden başkasına inanmam.
  inanınca düşünür, yönelir sana doğru;
  seninle ikimizden başkasına inanmam."
                                                Ö.A.

                                                

Haziran 08, 2012

öyle ya

küçük bir evimiz olaydı. kumu güzel bir deniz kıyısının 2 sokak ötesinde. uzatınca kafamızı selam çakabilseydik martılara. ah o zaman cigara zararlı olmazdı bünyeye. kurardık bir masa, açardık müzeyyen ablayı, inceden söyler usuldan sarhoş olurduk. sarılırdık.uyurduk. 
.
.
.

Haziran 04, 2012

behzat ç.

daha ne denir ki. sen her şeyi söylemişsin be suna!

"sadece 5 dakika daha yaşamak istedim tüm öldürülen kadınlar gibi"


Mayıs 31, 2012

"kadın olmak"

"kadın olmak" hep zordu. hiç de kolay olmadı. hayatımıza hep müdahale ettiler önce en yakınımızdakiler sonra toplum. aşklarımızı gizledik. bizim aşık oluşumuz kimsenin umrunda değildi, bizim duygularımız olamazdı ki. bir adama aşık olup sarılınca bunu da biri görünce hemen etiketlediler bizi.  ama ne acayiptir ki aynı toplum hiç tanımadığı adamla küçücük kızları evlendirmeyi en büyük sevap saydı. o kadar çok şeye göz yumdu ki bu toplum.
..
iş hayatında, sokakta, evde, okulda, otobüste, araba sürerken.. hep hep zordu "kadın olmak".
günler geçiyor.
iyiye giden bir şey gösterebilen var mı?
"kadın olmak" artık hiç bir şey ifade etmemeye başlıyor. midem bulanıyor artık. kanım donuyor. dünyanın adaletinin olmadığına hepten karar verdim. baksanıza doğuracağımız çocuklara bile karışıyorlar. 
hadi buyrun diyorlar, buyrun işte kadın artık hiç bir şey.

Mayıs 22, 2012

rüzgarım kolayına ola!

evet.
eşek kadar olmak yolunda adım adım ilerliyorum. bir bartın akşamında, yağmurlar yağarken küçük bir evde doğan sek kahve bugün 25 yaşını deviriverdi.
güzel arkadaşlara, şahane bir aileye ve okyanuslardan çok sevdiğim; delicesine aşık olduğum adama doğru imiş zamanın akışı.
hüzünler bir yana, tüm şarkıları armağan ettim kendime:)

Mayıs 18, 2012

yanlış

anlatacaklarım birikiyor da, anlatamıyorum. bazen ufacık bir cümle, iyi niyetli güzel bir cümle her şeyi berbat edebiliyor. halbuki kurguladıklarımda hep gülümsüyorduk. bundan ötürü söyledim ben o cümleyi ve diğerlerini. 
biraz daha gülümseriz sanıyorum. yanılıyorum. sonra anlaşılamama hissi beni sinirli kılıyor halbuki üzgün oluyorum. 

Mayıs 17, 2012

keşke...


"...
bana bir laf et ki binlerce,
onbinlerce görüntü anlatamasın.
...
...
ikinci bir parıltı var senin bakışlarında
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"
                                                 C.S.