Haziran 26, 2018

küçük bir sek kahve

karavan almak şart oldu artık:)
hayat garip oyunlar oynuyor bize, karavan baktığımız gün evimize küçük boy bir sek kahvenin katılacağını öğrenmemiz bunun bir kanıtı idi. evet artık bir değil, iki değil tam üç kişi olacağız. düşünmesi bile çok heyecanlı acaba gerçeği nasıl olacak?

Mayıs 31, 2018

Mayıs 28, 2018

bilmiyorum

çocuklar içlerine zarar verme isteğini almışlarsa, yetişkinlerin art niyetli olmasını neden garipseyelim ki? kafamdaki düşünceler ruhumu kemiriyor. hep iyi bir dinleyici oldum fakat hiç dinlenmedim. şu an farkındayım kompozisyon kurallarından koparcasına yazıyorum. paragrafı bozan cümleyi sorsalar "hepsi" denilebilir. öylesine alakasız içim, dışım. kitap okumayı azalttım, zincirleri bağlayan sayfalardı, evet.. bir yerinden başlamalıyım. ne vakit? nerede? bilmiyorum.

Mayıs 21, 2018

"...

yüreğim dağ başında unutulmuş vakur bir bayrak yırtılırcasına
bir kutup yıldızı bir ben bir dinmeyen ağrılarım
çiftleşen kuşların böceklerin insanların yalnızlığı
ve müthiş ağlamak istiyorum"
H.H. Korkmazgil

ağlıyorum da.

tahribat

31 yaşıma girmeye saatler kala...
mutlu etmek adına önce mutsuz etmek nedir? bir tür işkence yöntemi belki de... halbuki beni ehlileştirmenin yolunun bu olmadığını anlatmıştım defalarca. o güzelim duygular bir kenara gidiyor sadece öfke hissediyorum. sonrasında sinirlenince titreyen elim-ayağım beynime hükmediyor, evet, bunu atlatabiliyorum. onlardan oluyorum bir süre ve bitiyor.
"benden bir uyumsuz yaratmayı
nasıl başardınız
benden sizden biri yaratmayı
nasıl başardınız"
peki ya yüreğime hükmederse öfkem?
tahribatı çok kuvvetli olacaktır, biliyorum. tanıyorum kendimi...
"benden bir ruhsuz yaratmayı
nasıl başardınız
benden bir hissiz yaratmayı
nasıl başardınız"


Mayıs 19, 2018

Mayıs 17, 2018

yer-gök

ne çok değişiyorum bu ara belki de kötü biri olmak yolunda ilerliyorum. 
belki umut etmekten yoruldum.
diyorum ki bazen "ya ben ne yapıyorum sahi?" gerçi bunu bazen demiyorum çoğu kez diyorum. ya da hep diyorum. ah..

ben ne yapıyorum?
kendim olmaktan vazgeçtim sanırım. topluma uyum sağlamak adına başka biri olurken kendimden uzaklaşıyorum. kendimi tanıyamıyorum. yoruldum. sokaklar içime basıyor. halbuki "sokağın tavanı kadar" severdim iyot kokusunu.

nefesim, sesim, ruhum nerede?
ve bütün duygularım size sesleniyorum. beni çok yordunuz. yerle-gök arasında usul usul gezinmek varken ya yerin dibinde ya da göğün üstündeyim. bir an kendimi yara bere içinde buluyorum, üstüm başım kanıyor, canım acıyor be. ya da çok yukarıdayım, o sevdiğim bulutların üzerine donuyorum, çok üşüyorum, nefessiz kalıyorum.
kendime hayal kırıklıkları yaşatıyorum. 
kurmadığım, kuramadığım
hayallerin çöküntüleri.
yarın olacak bulutların üstünden yere çakılacağım,
ağzım, burnum hep kanayacak. çok kanayacak.


herkesin herkesi yolda bırakabilme ihtimali beni mahvediyor. evet, bunun adı keder.
umudun içinde keder bulmak zorunda olmamalıydım.
içim konuşuyor, içim sohbet ediyor:
kimle?
benle mi?
"içimden -yine- şehirler geçiyor"özlemini duyduğum bir yerlerdeyim.
-hayır, havanın kasvetli olması değil bunların sebebi.
ne eksik ki? 
ben şükürsüz biri olmadım hiç. 
ben neyim?
ben neredeyim?
sessizleşiyorum.
çok korkuyorum. kederimin büyümesinden ödüm kopuyor.
canım acıyor..

mutluluklarım da kederlerim kadar büyük oluyor.
çocuklar sınav oluyor, yalnızım. öğretmenler odasında yalnızım. 4.40'da eve gideceğim, sokaklar boyu yalnızım. evde de yalnızlığı hissedince, ölüyorum. tut ellerimi, tut beni.. ne olur..Allah'ım yardım et. 
keşfedecek bir şey mi yok? 
umut, hayal?
benim hayallerim uzaklardı, kötü mü bu?
geceleri seviyorum çünkü uyuyamayanlar hep yalnız. 

sabah olacak...
diyorum ki çalış, sevmeye çalış.
olmuyor.
en ufak bir sorunda canım sıkılıyor. kendimi iyi edemiyorum, kendimi sevemiyorum. kendimle bile yalnızım. sanırım güzel ölebilirim ben. gözlerimi kapatıyorum, duvarlar geliyor üzerime, yumruklarken düşünüyorum kendimi duvarları. gücüm yetmiyor. yetemiyorum. yetersizim belki de? bunu anlatamam insanlara ayıpsarlar beni? ah toplum, ah kurallar, ah başkaları...dertleşemiyorum.
zaman çok hızlı, ben aynı yerdeyim. elde ettiklerime bin şükür ama hayallerimin uçuşunu izliyorum. uçurtmayı vuruyorlar lan. baksanıza tellere takıldı işte..

konuşabilmek istiyorum, sesimi duyurabilmek... kötü biri olmadığımı anlasınlar istiyorum. beni dinlesinler istiyorum be! 
sanki ben konuşunca herkes kaçacak gibi.
sus diyorum sus.
ispanyol meyhanesindeki abla söyleme o çığlık çığlığa şarkıyı, bu keder bana çok fazla..




Nisan 14, 2018

akustik

aslında ne, nasıl olacak bilmiyoruz. telaşlı, aceleci ve tuhaf duygularla bisikletlerimize biniyoruz. hızlı hızlı pedallıyoruz biraz yorulunca yenilmekten konuşuyoruz, konuşuyoruz da bir yandan biliyoruz: yenilmeyiz biz. beraber en güzeliz. sarılmak isteği o kadar yoğun ki. içimden akustik bir ses: dursak artık, çay içsek belki simit de yeriz.
ege denizi sen nasıl bir anakarasın? 

Nisan 05, 2018

dosta, düşmana, aşka

yalnızız.
zaman zaman çoğalıyoruz lakin bir bakıyorum yoklar.

Aralık 06, 2017

öyle

anakara' da olsaydık imge kitabevi'ne giderdik. kitap almayacak olsak bile uğramadan geçmezdik. sonra az ileride kestane alırdık. burnum çok üşürken kumrular sokağa doğru yürürdük..
söyleyeceklerim bu kadar...

Kasım 19, 2017

bitti

yüksek lisans tezim bitti 💪
uzun yıllar, her vazgeçişimde beni cesaretlendiren sevgili, oturup her şeyi baştan sona benle yapan biricik eşim, sensiz asla olduramazdım. hayatımızdan çaldığım bu vakit için özür dilerim. yoruldum, yordum, üzdüm, huysuzlandım, uyutmadım, uyuyamadım. 
ama bitti.
başardık...
rüzgarlı deniz kıyım, uzanır o güzel boynundan öperim.

Haziran 09, 2017

"...
geçen yıl da haziranın sıcak günlerinde 
çocuktum, böyle aşıktım..."
e. cansever

Haziran 05, 2017

hazırlık

bana tekrar yazdıran umutların gözlerinden öperim.

Nisan 14, 2016

çığlık çığlığa

yorgun, huzursuz bir hava. hem içimde hem yakınımda hem de ortamda. yağmur yağamıyor. yağamadıkça delirtiyor sanki. yorulmak, durmak... sessizleşmektir güzel olan. zaten anlatamadığın onca şey varken cümlelerin çokta anlamı yok gibi. "gitmek isteği" ve "uyumak" bunların da işe yaramamasının dayanılmaz umutsuzluğu..
yağmur yağamıyor, deniz karanlık, gökyüzünde tek bir uçurtma yok.
şiir yok, türkü yok, çay bardağı yok... 
ispanyol meyhanesindeki kadın da vazgeçmiş olmalı ki; onun da çığlık çığlığa şarkıları yok.