Ocak 05, 2026
şekerli leblebi
Temmuz 11, 2025
kupa
olduğum yerin, yaptıklarımın, dinlediklerimin, okuduklarımın, düşündüklerimin bana yetmediği günler oluyor. aç gözlü bir şekilde daha fazlasını istemek gibi bir durum değil bahsettiğim. ruhumun beslenmekten yana eksik kalması gibi. bunu en çok sevgimi ve hayallerimi "sonlu" yapmaya çalıştıklarında hissediyorum. düşünsenize zihniniz bir bahçe; yağmuruyla, güneşiyle, soğuğuyla, tozuyla, toprağıyla sizin bahçeniz ama diyorlar ki yağmur yağınca oturma bahçede oysa ki otururum!! kar yağarsa da oturum, çiçek açarsa da, yıldız kayarsa da... anlatıyorsun bunu ama bahçesinde çiçek olmayan benim papatyalarımı darmaduman ediyor işte. belki ben o bahçeden taşmak istiyorum, bambaşka coğrafyalardaki papatyaları sulamak istiyorum.
kupanın içindeki sek kahve o kupaya sığmıyor ve sığmak gibi bir derdi de yok üstelik.
ilkokuldan beri memleketin hemen hemen tüm seçme seçilme sınavlarına girmişimdir. kimisinde seçildim kimisinde seçilmedim. ama hepsine çok emek verdim. hepsi için önce hayal kurdum sonra hayallerim için var gücümle çalıştım. bazı hayallerimin sınavlara bağlı olduğunu bilmek oldukça hüzünlü, acımasızca ama elimden geleni yaptım. çünkü insan elinden geleni yapmalı, günün sonunda hayal kırıklığı yaşasa bile elinden geleni yapmalı. yine bir sınava hazırlanıp bir yandan da hayal kurduğum anakara günlerinden birinde kocaman bir kupa aldım kendime: 4 kepçe çorba alırdı içine ki tahayyül edin nasıl kahveler, çaylar içildi kendisiyle. o kupa ile sek kahvemi tüketirken papatyaları birilerinin darmaduman edeceğini düşünürdüm ama hepsini, herkesi alt ederim derdim. bu inanış beni huzurlu kılan, ruhumu besleyendi. ne zaman kendi gücümden şüphe duydum o vakit azalıyorum gibi hissettim.
biliyorum birileri bizi kalıplara sokup en sevdiğimiz sek kahve kupalarının içine hapsetmek isteyecek. olmasın öyle! taşmaktan korkmamalı aksine eksilmekten korkmalı. kendimi en çok sevdiğim zamanlardı kupadan taştığım günler çünkü not defterlerime, saman kağıtlarıma kahve izi ve kokusu bırakırdı o taşkınlar.
ben o günlere özlemle sarılırken, ahmed arif'de şöyle der:
"...
can benim, düş benim
ellere nesi?
hadi gel,
ay karanlık..."
Ağustos 23, 2023
çözüm
"...
masadan eksiliyor dostlar
..."
okuldan çıkıp eve varmadan "gel bir kahve içelim be" diyeceğim kimsem kalmadı. ilk zamanlar bu duruma içerledim yalan yok. sonraları umursamamaya başladım belki mecburiyetten belki kendi kabuğumda yaşıyor olmanın keyfine varmaktan. problem çözmek benim için pek de zor değil: günlük kahve içme miktarımı artırarak çözüme ulaştım. zira içilen sek kahveler hem kendime hem de kendimce sevdiklerimeydi. onlar için sek kahveler dolup taşarken fincanlarımdan anlayamadığım bir şey oluyor :neden gözlerinin içine bakarak umutlarını, hüzünlerini dinlediğim insanların bana aynısını yapamadıkları...
Nisan 11, 2021
arsızca özlemek üzerine
sosyal medyada gezinirken "Anakara" içerikli sayfalarda buldum kendimi. boğazımda hafif bir kaşıntı, burnumda minik bir sızlama hissettim. yine çok özledim Anakara'yı. dersaneden çıkıp karanfil'de dolaştığım günler, dolmuşa binmek için kızılay'dan sıhhıye'ye yürüdüğüm akşamlar, hiçbir sebep yokken bestekar'dan tunalı'ya aylak aylak gezindiğim vakitler... bunca özerk olmadığım daha tıfıl hallerimde kardeşimle mahallenin ara sokaklarında gezindiğimiz; kimi zaman tek kale maç organize edip frikikleri kimin atacağına dair ettiğimiz kavgalar kimi zaman da sabah ezanı uyanıp bisikletlere atlayıp da fileli potanın olduğu basketbol sahasında yaptığımız 2-2 maçlar...
abla dedim, ben Anakara'yı çok özledim. özlemişsindir tabi, ben de çocukluğumu özledim dedi. haklıydı. belki de özlediğimiz şehirler değildi: özlediğimiz "çocukluğumuz"du. çocukluk, kurabildiğimiz sınırsız hayal ve hayalleri gerçek edebilme inancımızın da sınırsızlığıydı. büyüdükçe bu inançtan yavaş yavaş vaz geçirilmeye yönlendiriliyoruz. ve özlem iyice arsızlaşıyor.