olduğum yerin, yaptıklarımın, dinlediklerimin, okuduklarımın, düşündüklerimin bana yetmediği günler oluyor. aç gözlü bir şekilde daha fazlasını istemek gibi bir durum değil bahsettiğim. ruhumun beslenmekten yana eksik kalması gibi. bunu en çok sevgimi ve hayallerimi "sonlu" yapmaya çalıştıklarında hissediyorum. düşünsenize zihniniz bir bahçe; yağmuruyla, güneşiyle, soğuğuyla, tozuyla, toprağıyla sizin bahçeniz ama diyorlar ki yağmur yağınca oturma bahçede oysa ki otururum!! kar yağarsa da oturum, çiçek açarsa da, yıldız kayarsa da... anlatıyorsun bunu ama bahçesinde çiçek olmayan benim papatyalarımı darmaduman ediyor işte. belki ben o bahçeden taşmak istiyorum, bambaşka coğrafyalardaki papatyaları sulamak istiyorum.
kupanın içindeki sek kahve o kupaya sığmıyor ve sığmak gibi bir derdi de yok üstelik.
ilkokuldan beri memleketin hemen hemen tüm seçme seçilme sınavlarına girmişimdir. kimisinde seçildim kimisinde seçilmedim. ama hepsine çok emek verdim. hepsi için önce hayal kurdum sonra hayallerim için var gücümle çalıştım. bazı hayallerimin sınavlara bağlı olduğunu bilmek oldukça hüzünlü, acımasızca ama elimden geleni yaptım. çünkü insan elinden geleni yapmalı, günün sonunda hayal kırıklığı yaşasa bile elinden geleni yapmalı. yine bir sınava hazırlanıp bir yandan da hayal kurduğum anakara günlerinden birinde kocaman bir kupa aldım kendime: 4 kepçe çorba alırdı içine ki tahayyül edin nasıl kahveler, çaylar içildi kendisiyle. o kupa ile sek kahvemi tüketirken papatyaları birilerinin darmaduman edeceğini düşünürdüm ama hepsini, herkesi alt ederim derdim. bu inanış beni huzurlu kılan, ruhumu besleyendi. ne zaman kendi gücümden şüphe duydum o vakit azalıyorum gibi hissettim.
biliyorum birileri bizi kalıplara sokup en sevdiğimiz sek kahve kupalarının içine hapsetmek isteyecek. olmasın öyle! taşmaktan korkmamalı aksine eksilmekten korkmalı. kendimi en çok sevdiğim zamanlardı kupadan taştığım günler çünkü not defterlerime, saman kağıtlarıma kahve izi ve kokusu bırakırdı o taşkınlar.
ben o günlere özlemle sarılırken, ahmed arif'de şöyle der:
"...
can benim, düş benim
ellere nesi?
hadi gel,
ay karanlık..."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder