çandarlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çandarlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Temmuz 01, 2025

park

gün gelir sığamazsın kalbine, olduğun yere ve bazen de sığınamazsın ya en yakınına işte o vakitler soluğunu parkta alır kişi. çocuk ya da yetişkin fark etmez kanımca.
çocukken bir salıncak avutur minicik yumruğumuz kadar kalbimizi. en avutmazsa kaydırağa merdivenden çıkmayız, tersten çıkarız da yine avuturuz kendimizi de yetişkin olunca işler biraz daha karışık.

"çocuktum, ufacıktım,
top oynadım, acıktım."

hatırlarım, bazen bizi parka götürürlerdi mutlu olurduk çok mutlu olurduk. annem, babam çok götüremediler parka bizi, çalışıyorlardı. anne-babanız öğretmense onları paylaştığınız birçok abiniz ablanız olur çünkü. bir kez amcamın bizi parka götürdüğünü çok kez de dayımla teyzemin bizimle beraber parka geldiği aklımda kalmış. biliyor musunuz bana bisiklete binmeyi dayım öğretmişti. anakara'da mahalle arasındaki parklarda onca apartmanın arasında 3-5 oyuncakta saatler geçirirdik. bambaşka bir dünya gibi. oradan oraya koşturup salıncak kapardık, kimisinin annesi salıncağı kaptık diye bize kızardı. halbuki kendi çocuğu dakikalardır sallanıyordu ya ne vardı paylaşaydık. oradan koşardık şu dönme dolabın daha basit versiyonu olan dönen platformlara. aramızdan biri deli gibi döndürürdü bizi orada, başımız dönüp de midemiz bulanana kadar. bir de bizim mahalle parkımızda maymun gibi asıla asıla yürüdüğümüz oyuncak vardı onda adeta daldan dala geçerdik. bir kez kardeşim poposunun üzerine düşmüştü, canı çok yanmıştı, ben çok üzülmüştüm. o benim üzülmediğimi sanmış olabilir ama nefes alamamış gibi olmuştu benim de  canım çok acımıştı... 
derken biraz büyüdük artık kendimiz gidiyorduk mahalleden arkadaşlarla parka. o parkın diğer yarısındaki basketbol potalarında takılmaya başladık. parkın ismi bizim için "aşağı pota" idi. büyük abiler vardı orada, iyi basketbol oynarlardı. oyuncu eksik olunca bizi de alırlardı maça. tek pota çevirirdik. ben kız başıma en az onlar kadar iyi oynardım basketbolu. her maçta artık bende vardım. sağlam şut atar, iyi turnikeye giderdim. daha küçük çocuklar salıncaklarda, kaydıraklarda idi. hayat devam ediyor, apartmanlar çoğalıyor, çocuklar büyüyor, kuşlar her şeye rağmen göçüp göçüp dönüyorlardı.

"...
bir de baktım, melekler,
başlarında çiçekler.
devlere el bağlıyor,
gizli gizli ağlıyor.
kılıcımı çıkardım,
perileri kurtardım."


ekmek arası peynir, salatalık, domates yiyip maça, oyuna devam ettiğimiz günlerden benim öğretmen olduğum günlere geldiğimizde perileri kurtardığımı sandığım bir zamanda anakara'dan uzaktaki bir parkın bankında canım ilayda'm ile sabah ezanına dek oturdum. çok şey anlattım, bir sürü de dinledim. yani öyle sanıyorum. arkamda potalar yanımda salıncak, kaydırak...zira kimse akşam ezanı okunmadan eve gel demedi. ben de gitmedim.

Mayıs 21, 2022

analar ve kızları

mucizeler üzerine söyleştiğimiz günler de konu dönüp dolaşıp çocuklarımıza geliyor. umay 4 yaşa doğru yol alırken, aslı'nın mucizesi hayatlarımıza ortak olmak için hazırlıklar yapıyor. umay, yazın onunla denize girip, kumdan kale kuracağını hayal ederken bizler bir yandan pişik kremleri konuşuyoruz :) 
gece yürüyüşleri, iyot kokusu, endişeler, umutlar, hayal edişler...
analar ve kızlarına kaldırıyorum bugün çay bardağımı.

Aralık 06, 2021

Bobo

çok kahve az da çay içtim. herkes uyuyordu ben ödev yaptım, sabah okul var ve uyusaydım uyanmama üç buçuk saat olacaktı. olamadı.

özledim. çok özledim. anakara'da geçen günlerde konuştuklarımızı, yazdıklarımızı anımsadım. tuttuğum günlüklere bakmıştım cuma günü. üzülmüşüm çok üzülmüşüm ve dönmüşüm beni üzenlerden acıyan yerlerime merhem olmalarını ummuşum. işin ilginç yanı bana merhem yine onlar olmuş. 

çalışma masamda bir sinek geziyor şimdi. 

isterdim ki şu saat kaç olursa olsun uyumayalım, oturalım konuşalım: olmayanlardan, özlemlerden, hayal kırıklıklarından. konuşalım, konuşalım ki tükensin kalbi acıtan şeyler. sonra hayal kurmaya gelsin sıra...

ben bunları yazarken "Jehan Barbur-Naz Barı" çalıyordu usuldan. sinek etrafımda uçuyordu. herkes uyuyordu. bugün cunda'dan Umay'a aldığımız kedi figürü bana bakıyordu. söylemedim değil mi kızım kedi figürünün ismini "Bobo" koydu. 


Eylül 23, 2019

umay

uzun süredir yazamamış olmamın bence makul bir sebebi var zira umayım, güzel kızım, tam 7 buçuk aylık oldu. düşünsenize bir canlının baştan ayağa; büyümesine, gülmesine, merakına, sesine, sevincine, derdine, öğrendiklerine şahit oluyorsunuz.

Kasım 08, 2018

Eylül 29, 2018

umay'a




şiirlerle, şarkılarla tüm gücümüzle hazırız sevgili Umay. ada sahillerinde bekliyoruz seni ;)

Mayıs 31, 2018

Kasım 19, 2017

bitti

yüksek lisans tezim bitti 💪
uzun yıllar, her vazgeçişimde beni cesaretlendiren sevgili, oturup her şeyi baştan sona benle yapan biricik eşim, sensiz asla olduramazdım. hayatımızdan çaldığım bu vakit için özür dilerim. yoruldum, yordum, üzdüm, huysuzlandım, uyutmadım, uyuyamadım. 
ama bitti.
başardık...
rüzgarlı deniz kıyım, uzanır o güzel boynundan öperim.

Haziran 05, 2017

Mart 11, 2016

tek

hep ben pişman olmalıyım değil mi? hiç biriniz kötü şeyler yapmadınız. ve beni hiç üzmediniz değil mi? ben nankör kişilik, ben şükürsüz kişilik. ben hiç yorulamam mı? ben ağlayamaz mıyım? ben sevemez miyim? ben korkamaz mıyım? benim fikrim yok mu? ben kimim?

Mart 10, 2016

buz

bu gece, tek buz ve bir çay bardağının inanılmaz uyumuna şahit oluyor.

Ocak 07, 2016

soba yanıyordu bir yandan

içince güzel oluyorsak, neden içmiyoruz?
birbirimize daha çok güvenip ağzımızdan çıkanın hesabını yapmıyorsak daha ne olsun ki? hem sarhoşken mi daha çok seviliyoruz ki? hayat ah hayat sen ne acayipsin. nesnelerin, özlemlerin birbirine karışması ne kötü.
evet, kötü hep kötü. rasyonel sayılar hep güzel. ege kadar, akdeniz kadar koskoca atlas okyanusu kadar...hep mi böyle üzüntüler, sevgiler..
bir ayarı olmaz mı?
yine mi ah! ile biten yazılar, türküler, şiirler..
yoo.
olmasın, ne olur olmasın öyle..
buna gerek yok ki.
sevdicek der ki üzülmektir yazıyı besleyen. haklı belkide. yazmadığım zamanlar mutlu mu oluyorum peki? musmutlu hem de?
e ben yazıyorum.
deftere, kağıda, tahtaya, ege denizi'ne, bozkır'a..
ah anakara, özledim çok. sokakları. annemi.
yine ah! ile bitti ya la..

ah!

bir gün her zamankinden de yalnız kalırsam?
en sevdiklerini çocukken tanımalısın ki kıyamasınlar sana. yoksa seni kırılmaz sanıyorlar. kim bilebilir ki ne kadar içimin acıyabileceğini? sormuyorlar da. halbuki sorsalar uzun uzun anlatmam da, sıkmam da onları. sadece uzun uzun sarılırım. o kadar.
günler
günler.
art arda..
şerefe.

ah!
pencereme bu gece ay düşse.

Aralık 23, 2015

sebepsiz

yazmıyorum.
yazmadığım her dakika yalnızlaşıyorum. halbuki sessizleştiğim her anı yazsam, yalnızlığımı paylaşırdım. arayı bir hafta uzatmazdım, başım dönerdi güzelce. çoğu kez yarımı da bir, dördü de bir. sonra ağlardım üstüne üstlük, sarılırdık. rüya görürdüm. gece susardım çok susardım, yorganın dışının soğuk olmasına rağmen suyumu içer, saate bakar rüyama devam ederdim. özlerdim. çok özlerdim. geçen gün anakara'da bir yer yanmış, cayır cayır. arkasında potalar var oranın, biz sabahları basketbol oynardık orada; hem de en sabahları. küçükken...

Kasım 09, 2015

şimdi

o çay içecekti, ben de ona eşlik edecektim. çayı demledim. koltuğa oturdum.o bana bağırdı, ben ona bağırdım. kırıldık. anakara'yı özledim. o uyudu. ben çay içtim. 
rakı kalmamış, 
belki biraz şarap içerim.
derken ben daha çok kırıldım. gücendim. eksildim. 
sessiz şarkılar sorarım alayınıza neden "içimden şehirler geçiyor?" halbuki yollar da gürültü var. 
ama şarkılar sessizdi hani?
hani biz, ah! öyle işte.
rakı kalmamış, ben şarap içeyim.

Kasım 05, 2015

öperim


"Türküler söyle dağlara, 
Gökyüzü kuşlarla dolsun."

iyi ki doğmuşsun gamsecan.

Nisan 22, 2015

yarın güzel olsun diye

bir vakit geliyor ki, aynı şarkıya aynı şiire takılıp kalıyorsun. takılıp kalmak istiyorsun yahut. bilmiyorum ki. saatlerce konuşasım bir o kadar da susasım var. belki haklı candan ötem ben hayal etmeyi ama hayallere ulaşamamayı seviyorum. mutsuz insanla şapşal insan arasında gidip geliyorum belki de. ne halt yemeye çalışıyorum. içimde düğüm düğüm bir şeyler var çıkarıp da diyemiyorum. alay edilme korkusu mu? şımarık bulunurum diye mi? karar bile veremiyorum. hep demişimdir, hep bilirim ben iyi dinlerim de iyi anlatamam. sanki beni dinleyemeyecekler gibi onlar. 
onlar kim?
kim ki onlar?
özlemekten korkuyorum çok özlemekten. seviyorum da demem zaman alıyor. sanki tüm dünya rüyama giriyor sonra çıkıyor. bir kaç dev saniye canımı alıyor sanki. bir de canım çok cigara çekiyor. rakıyla portakal değil de cigara iyi gidiyor be. telefonla konuşmayı çok sevmiyorum, "alo" demek hoşuma gitmiyor. yazınca daha güzel sanki. hafif rüzgar geliyor gibi denizden üşütmüyor ama ürpertiyor.
korkarken özlemekten delicesine özlüyorum. biliyorum bir ömür özlemekle geçecek. özlenecek ne çok şey var, ah! çok şey. kumbaramızda para biriktiriyoruz. sular kireçli çay bazen güzel olmuyor. ama her şeyin bir çözümü var(mış). fotoğraflar çekiyorum, makinemi ilk aldığımdaki hevesim yok. sanırım buldukça bunuyorum. bazen çocuklara yalan söylüyorum ama güzel yalanlar. bence benim en sevdiklerim de bana yalanlar söyledi. ben hiç anlamadım. koşulsuz inandım. sarılmak hem de çapraz sarılmak gibi inandım.


Nisan 13, 2015

şarap rakıya evrilirken

böylesine acayip ezgiler öğreten can kardeş, yanıbaşımda olasın sen. bir ton rakı bir ton şiir var daha zulada. hem ege dosttur valla bak. ve öğrenilecek bir sürü türkü var.
öyle işte.

Ocak 02, 2015

koku hafızası

gün kimden başlarsa başlasın, birileri ne söylerse söylesin
aynı gün hep ahmet kaya ile bitiyordu.
anakara'da bile bu kadar üşümedim ben. deniz kıyısında bir kasaba da üşüyordum. sevdiğim adam her defasında sarılıyordu. ben de üşümekten vazgeçiyordum. 
güzel dostlar edindim burada, rakıyı daha çok sevdim. kötü insanlara aşina idim zaten burada da teyit ettim varlıklarını. 
çocuklar tanıdım be! güzel çocuklar:
hepsinin hikayesi var; onların yardımıyla kurguladığım. 
özlemlerimin kokusunu zihnimde saklamakta hep iyiydim, şimdilerde daha da iyiyim. kocaman bir şehir özlüyorum zira. 

mutluyum.