ahmet kaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ahmet kaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mayıs 17, 2018

yer-gök

ne çok değişiyorum bu ara belki de kötü biri olmak yolunda ilerliyorum. 
belki umut etmekten yoruldum.
diyorum ki bazen "ya ben ne yapıyorum sahi?" gerçi bunu bazen demiyorum çoğu kez diyorum. ya da hep diyorum. ah..

ben ne yapıyorum?
kendim olmaktan vazgeçtim sanırım. topluma uyum sağlamak adına başka biri olurken kendimden uzaklaşıyorum. kendimi tanıyamıyorum. yoruldum. sokaklar içime basıyor. halbuki "sokağın tavanı kadar" severdim iyot kokusunu.

nefesim, sesim, ruhum nerede?
ve bütün duygularım size sesleniyorum. beni çok yordunuz. yerle-gök arasında usul usul gezinmek varken ya yerin dibinde ya da göğün üstündeyim. bir an kendimi yara bere içinde buluyorum, üstüm başım kanıyor, canım acıyor be. ya da çok yukarıdayım, o sevdiğim bulutların üzerine donuyorum, çok üşüyorum, nefessiz kalıyorum.
kendime hayal kırıklıkları yaşatıyorum. 
kurmadığım, kuramadığım
hayallerin çöküntüleri.
yarın olacak bulutların üstünden yere çakılacağım,
ağzım, burnum hep kanayacak. çok kanayacak.


herkesin herkesi yolda bırakabilme ihtimali beni mahvediyor. evet, bunun adı keder.
umudun içinde keder bulmak zorunda olmamalıydım.
içim konuşuyor, içim sohbet ediyor:
kimle?
benle mi?
"içimden -yine- şehirler geçiyor"özlemini duyduğum bir yerlerdeyim.
-hayır, havanın kasvetli olması değil bunların sebebi.
ne eksik ki? 
ben şükürsüz biri olmadım hiç. 
ben neyim?
ben neredeyim?
sessizleşiyorum.
çok korkuyorum. kederimin büyümesinden ödüm kopuyor.
canım acıyor..

mutluluklarım da kederlerim kadar büyük oluyor.
çocuklar sınav oluyor, yalnızım. öğretmenler odasında yalnızım. 4.40'da eve gideceğim, sokaklar boyu yalnızım. evde de yalnızlığı hissedince, ölüyorum. tut ellerimi, tut beni.. ne olur..Allah'ım yardım et. 
keşfedecek bir şey mi yok? 
umut, hayal?
benim hayallerim uzaklardı, kötü mü bu?
geceleri seviyorum çünkü uyuyamayanlar hep yalnız. 

sabah olacak...
diyorum ki çalış, sevmeye çalış.
olmuyor.
en ufak bir sorunda canım sıkılıyor. kendimi iyi edemiyorum, kendimi sevemiyorum. kendimle bile yalnızım. sanırım güzel ölebilirim ben. gözlerimi kapatıyorum, duvarlar geliyor üzerime, yumruklarken düşünüyorum kendimi duvarları. gücüm yetmiyor. yetemiyorum. yetersizim belki de? bunu anlatamam insanlara ayıpsarlar beni? ah toplum, ah kurallar, ah başkaları...dertleşemiyorum.
zaman çok hızlı, ben aynı yerdeyim. elde ettiklerime bin şükür ama hayallerimin uçuşunu izliyorum. uçurtmayı vuruyorlar lan. baksanıza tellere takıldı işte..

konuşabilmek istiyorum, sesimi duyurabilmek... kötü biri olmadığımı anlasınlar istiyorum. beni dinlesinler istiyorum be! 
sanki ben konuşunca herkes kaçacak gibi.
sus diyorum sus.
ispanyol meyhanesindeki abla söyleme o çığlık çığlığa şarkıyı, bu keder bana çok fazla..




Ocak 02, 2015

koku hafızası

gün kimden başlarsa başlasın, birileri ne söylerse söylesin
aynı gün hep ahmet kaya ile bitiyordu.
anakara'da bile bu kadar üşümedim ben. deniz kıyısında bir kasaba da üşüyordum. sevdiğim adam her defasında sarılıyordu. ben de üşümekten vazgeçiyordum. 
güzel dostlar edindim burada, rakıyı daha çok sevdim. kötü insanlara aşina idim zaten burada da teyit ettim varlıklarını. 
çocuklar tanıdım be! güzel çocuklar:
hepsinin hikayesi var; onların yardımıyla kurguladığım. 
özlemlerimin kokusunu zihnimde saklamakta hep iyiydim, şimdilerde daha da iyiyim. kocaman bir şehir özlüyorum zira. 

mutluyum.

Kasım 10, 2014

gidelim mi?

balık tutmaya çıkıyorsun, tutamadığın balıklara kadeh kaldırıp rakı içiyorsun. çakır keyifken muhabbet etmek ne güzel, ne gerçek.  sonra bir yerlerde "ispanyol meyhanesi" çalıyor belki kimse fark etmiyor ama sen ümit yaşar oğuzcan'a da içiyorsun. derken çocukluğuna, özlediklerine, üzüldüklerine, dostlarına, gidenlere, gelmeyeceklere en sonunda da hep yanında olacaklara içiyorsun. bir yerlerde ahmet kaya çalmıyor da, kafanda  "kaçak ve anne" söylenirken tamam diyorsun, e hadi gidelim mi? gidelim be ne olacak? haftaya bir daha geliriz, umutsuzluktan daha çok ki umut.
gamze diyor ki iki gün sonrasında "olsun be iyi şeylere sebep oluyoruz, güzelleşmek iyidir."
iyidir tabi, aksini söylersem taş olurum.


Ekim 12, 2014

mitoz

yazmak, özlemleri dindirmiyor. sadece anı kurtarıyor. zira özlüyorum çok 4-5 yıl önce ne varsa insana, eşyaya ve şehre dair. hayallerimi özlüyorum. umut ederken heyecan duymayı özlüyorum. biliyorum bunun adı "büyümek krizi". artık çabuk yeniliyorum ama kendimi yenileyemiyorum. 
nasıl oluyor? 
halbuki mitoz bölünmenin umutları çoğalttığına inanırdım ben.  ilk kez ortaokulda bahsedildiği vakit mitoz bölünmeden, aklıma düşmüştü bu fikir. duyduğum sevinç tarif edilemezdi hoş şimdi içimin burukluğu da tarif edilemez. 
sanırım çabucak mutlu olan insanlar çabucak da mutsuz oluyorlar. bir şeylere tutunmak iyi geliyor da bana, acaba tutunduğum şeyler mi uçucu oluyorlar? e bir rüya görüp delicesine mutlu olursam, uyanınca mutsuz olmam da normal ki. balık tutup mutlu olursam, balıktan dönünce mutsuz olmam da normal. 
ne zaman yeni şarkılar keşfetmekten vazgeçtik, ne zaman kitaplar okuyup cümlelerin altını çizmedik işte o vakit mutluluklar mitozla çoğalmadı, hayaller cigara dumanıyla usuldan gitti. 

ve ben artık mitoza inanmıyorum.

Ocak 08, 2014

koridor

"bir mavi otobüs gelirdi, seni alır giderdi, o mavi otobüs var ya seni alır giderdi."

sayabilecek kadar az kalmışken özlemeklerin tavan yaptığı vakitlerdeyim.  ruhumun, kalbimin en yorgun olduğu günler. geçmişi sorguladığım sonrasında kinlerimin ayyuka çıktığı zamanlar. evet, benim kinlerim var yani varmış. yediremediğim onca şey... lan hani öğütebilirdim ben kötü şeyleri. yalanmış arkadaş.
hem zaten memlekette bir karışık. yani nereden baksan ahmakça! 

düşünceleri cigara dumanıyla savuramamak. o zaman ne demeye içiyoruz bunu? şarap kadehinde kayık da yüzdüremiyorum. demek ki sarhoş da olamadım. yani nereden baksan tutarsızlık!
sonra bir ahmet kaya çalıyor, bir poyraz esiyor.

buradaki evimin koridoru yok. küçücük. yazlıkçılar için tasarlanmış diyorlar bu taraflardaki konutlar. anakara'ya da japonlar gidiyor, gerçi onlar ulustaki otellerde kalıyorlarmış. iyi cesaret ha. sonra ben gidiyorum anakara'ya. ama koridoru var her evin. en azından iki adımda bitmiyor. bir koridora ağıt mı yani içimden çıkmayanlar ya da japonların matematik başarısını kıskanmam mı?
sanmıyorum.

okuldan geliyorum. kimse yok evde. daralıyorum. hoş anakara' da evde birileri oluyordu hep, ben yine daralıyordum. zannımca problem bende. üstelik bu ara öz eleştirinin dibine vurdum gitti. buna rağmen dedi ki annem bir de kardeşim "hep sen haklısın, hiç dinlemezsin kimseyi sen." halbuki ben güzel dinlerim herkesi. hep bana anlattılar, beni hiç dinlemediler ki be! zaten hep onlar iki kişi ben tekim. hatta bazen babam da onlardan ben yine tekim. acaba diyorum evlatlık mıyım?
ah, biliyorum hep sarılamamaktan. yani depremler oluyor beynimde!

bir de ağlamak var bir yerlerde. ağlamamalı en sevdiğim, ağlamamalı. birbirimize dokunmadan ağlamamalı. ağlayıp da uyumak, uyuyor gibi olmak.. bak ailemsin benim, ailenim senin. insan rakıdan sarhoş olmalı, ağlamaktan değil. ağlama be en sevdiğim. 
yani bir gülsen ağlayacağım, bir gülsen, kendimi bulacağım!