hayatlar değişir...
gidilecek yollar değişir...
sevgiliyle yaşadığın günler değişir...
yolları beklerken, bir sıcak çay bardağının yanında bulursun bazen kendini bazen de bi kadeh şarap yanında...
şarkılar dinlerken
sıcacık ellerde bulursun kalbini...
gözleri özlerken, özlediklerin kalbinde erir gider...
şiirler okursun soğuk bi mart akşamında
sonra yazarsın bi köşeye
''...ben kederlerin vardığı yeri severim
bir çiçeğin vardığı yeri sevdiğim gibi
unutmam
gözlerine işlemişim bütün yaşadıklarımı
neye baksam hatırlarım artık
değişmez olanı bile, kan portakalını
görünce hatırlarım
bir silahın bir gövdeye usulca patlamasını
sigara dumanı kaçsa gözlerime hatırlarım
unutmam
çürümeyi taşıdığını domatesin
un ufak olmayı bir taş parçasının
ölse de geleceğini taşıyan insanı
unutmam, unutamam
her iki gün arasında
bir titreyiş olsa da yüreklerimiz..''
özlemler umutlara umutlar baharlara karışır...
K.
Mart 10, 2014
huzursuzluk
huzuru biz kurmuştuk, huzursuzlukları hep onlar. acısı bize dokunurken onlar hep güzel güzel uyuyorlar. ne memleketin ne de en sevdiklerimizin adaleti var.
bize birbirimize güzel rüyalar dilemek düşer.
liman:
Çandarlı, Türkiye
Ocak 18, 2014
yağmurummumum
buraya sevinçli şeyler yazasım var. ama toparlayamıyorum. sevinçli işte, bilin. şarkı da bulamadım. ama bulabilseydim bir şarkı o da sevinçli olurdu, bunu da bilin e mi?
liman:
Çandarlı, Türkiye
Ocak 15, 2014
köfte ekmek
şu kötü insanlar var ya hani dünyanın çeşitli yerlerine serpiştirilmiş, hah! işte onlar. onlar köfte ekmeği biz kadar sevemezler. öte yandan bir demlik çayı da heba ederler.
kaçın!
liman:
Çandarlı, Türkiye
Ocak 08, 2014
koridor
"bir mavi otobüs gelirdi, seni alır giderdi, o mavi otobüs var ya seni alır giderdi."
sayabilecek kadar az kalmışken özlemeklerin tavan yaptığı vakitlerdeyim. ruhumun, kalbimin en yorgun olduğu günler. geçmişi sorguladığım sonrasında kinlerimin ayyuka çıktığı zamanlar. evet, benim kinlerim var yani varmış. yediremediğim onca şey... lan hani öğütebilirdim ben kötü şeyleri. yalanmış arkadaş.
hem zaten memlekette bir karışık. yani nereden baksan ahmakça!
düşünceleri cigara dumanıyla savuramamak. o zaman ne demeye içiyoruz bunu? şarap kadehinde kayık da yüzdüremiyorum. demek ki sarhoş da olamadım. yani nereden baksan tutarsızlık!
sonra bir ahmet kaya çalıyor, bir poyraz esiyor.
buradaki evimin koridoru yok. küçücük. yazlıkçılar için tasarlanmış diyorlar bu taraflardaki konutlar. anakara'ya da japonlar gidiyor, gerçi onlar ulustaki otellerde kalıyorlarmış. iyi cesaret ha. sonra ben gidiyorum anakara'ya. ama koridoru var her evin. en azından iki adımda bitmiyor. bir koridora ağıt mı yani içimden çıkmayanlar ya da japonların matematik başarısını kıskanmam mı?
sanmıyorum.
okuldan geliyorum. kimse yok evde. daralıyorum. hoş anakara' da evde birileri oluyordu hep, ben yine daralıyordum. zannımca problem bende. üstelik bu ara öz eleştirinin dibine vurdum gitti. buna rağmen dedi ki annem bir de kardeşim "hep sen haklısın, hiç dinlemezsin kimseyi sen." halbuki ben güzel dinlerim herkesi. hep bana anlattılar, beni hiç dinlemediler ki be! zaten hep onlar iki kişi ben tekim. hatta bazen babam da onlardan ben yine tekim. acaba diyorum evlatlık mıyım?
ah, biliyorum hep sarılamamaktan. yani depremler oluyor beynimde!
ah, biliyorum hep sarılamamaktan. yani depremler oluyor beynimde!
bir de ağlamak var bir yerlerde. ağlamamalı en sevdiğim, ağlamamalı. birbirimize dokunmadan ağlamamalı. ağlayıp da uyumak, uyuyor gibi olmak.. bak ailemsin benim, ailenim senin. insan rakıdan sarhoş olmalı, ağlamaktan değil. ağlama be en sevdiğim.
yani bir gülsen ağlayacağım, bir gülsen, kendimi bulacağım!
Ocak 07, 2014
sardalye
okul çıkışı koşaraktan 1 kilo balık almak, o balıklar pişerken marketten nevaleyi edinmek. her balık öncesi nevaleye tatlı bir şeyler sokuşturmak, yollardan yürürken yorgunluktan bir sağa bir sola sendelemek, sokak köpeklerinden ürkmek, çocukları sevmek...
evet, çok uzakta en azından anakara'dan 9 saat uzakta güzel insanlar varmış. oturup bir sofrada şarkılardan, insanları anlayamamaktan, geçmişten, anakara'yı özlemekten, düşlerden konuştuğum insanlar. ege'nin kuzeyinde tanışmam gereken, benim akdeniz iklimindeki şaşkınlığımı paylaşan insanlar.
bir demlik çayı paylaşmak öyle kolay olmaz herkesle.
var olun.
var olun.
liman:
Çandarlı, Türkiye
Ocak 05, 2014
biraz rakı
yaa sek kahvem kaldın mı yine yalnız?
şimdi ben yazsam yazsam; defterlerimi bitirsem, sayfaları doldursam geçer mi ki şu kocaman boşluk? bugün gökçün'ü çok özledim. bugün çocukluğumu çok özledim. sanırım evin anahtarını unutursam ne halt ederimi uzun uzun düşündüğüm ilk gün büyümüştüm. ailemle her kavga ettiğimde, kardeşimle anlaşamadığımda usul usul büyüyordum. sonra geride kalan olmaya başladım. önceleri bir otobüsün ardından bakardım, şimdi ise bir otomobilin. ağlamayayım diye alelacele sarıldığım her dakika büyüyordum. halbuki ben çapraz olmak suretiyle uzun uzun sarılmayı severdim. ve ben ağlamak istersem ağlardım.
velena:
cigara,
çay,
çocuk,
deniz kokusu,
ezgi'nin günlüğü,
özlem,
rakı,
umut
liman:
Çandarlı, Türkiye
Ocak 01, 2014
umutla.
bambaşka bir şehirde giriyorum yeni yıla. halbuki hep anakara'da olur sanırdım bir sonraki yıllar. bir yerden değişirmiş kader. artık sarılayım sana en sevdiğim.
mutlu yıllar olsun.
umutla.
liman:
Çandarlı, Türkiye
Aralık 28, 2013
dün mü bugün?
özlediğim çok şeye kavuşmak üzere geri saydığım bu günler, kazandığım güzel insanlar, yapamadığım yemekler, çektiğim fotoğraflar...
ben dün anakara'da idim.
ben dün anakara'da idim.
otobüs sabahın 6'sında aşti'de oldu. bilet satmak için peşimden koşturan insanlar, bir köşede uyuyanlar, metroya binmek için otobüs kartı alanlar, yol soranlar en çok da sabah ayazını yiyenler hep aşti'de toplanmıştık. benim tunalı'da işim vardı ama tee saat 9.30'da idi. biraz havanın aydınlamasını bekledim aşti'de, sonra bindim metro'ya bahçelievler durağında indim. beremi, eldivenlerimi ve atkımı kuşandıktan sonra başladım yürümeye. sokaklar boş. gazi hastanesinin önünden geçen 417, karşıya geçen bir adam ve bir de ben. düşündüm sonra siz eğer 8'deki işlerinize hep birden 7'li saatlerde evden çıkıp ulaşmaya çalışırsanız tabi sıkışır bu trafik diye. beynim donmuştu sanırım, len dedim haksızlık etme anakara'lıya bu melih başgan bu ara nerede yahu :)
beşevler, tandoğan şeklinde kutsal topraklardan geçtim. hedef kuğulu park, bu arada kızılay'da bir çay molası vermeyi de tasarladım burnum soğuktan kızarırken. yalnız hakikaten anakara'da aşık olmak zordu. mebus evlerinin olduğu ara sokaklarda öpüşmek için her defasında kaç tur attığımızı tahayyül edemezsiniz. hep aşktan, hep anakara'dan, hep tarçından, hep ıhlamurdan.
dalmadım ara sokaklara, anıttepe tarafından çıkmak istemedim kızılay'a. demirtepe üzerinden geçiverdim arabaları, kalabalıklaşan ana caddeyi. simit özlemi çektiğim doğrudur, aldım bir tane, kumrular sokağın aradan güvenpark'a çıkarken kemirdim simidimi. ben anakara'yı çok özlüyorum. halbuki bıktığım zamanlar ne de çoktu bu şehirden.
güvenpark, otobüs durakları, ykm, bekleşenler. kendimi attım karanfil'e. biliyorum yarım saati var, birazdan sistem mağduru öğrenciler de gelecek buralara. çoğu ana avrat giydirecek alayına sınavların. bir de ben sağlamından sövdüm, sonra konur'da bir kafe'de içtim çayımı. şerefine dedim anakara, şerefine çocukluğum, yetişkinliğim..
elim, burnum, ayağım ısındıktan sonra yine kuşandım zırhlarımı, taktım sırt çantamı olgunlar sokağın aradan yukarıya doğru meylettim. sonra meclisin karşına çıktım. ana caddeden kuğulu'ya hızlı hızlı yürüdüm. kaldırımdaki insanları solladım. kitlenen trafiğe baktım. bir kar yağsaydı ne vardı, çekerdim içime götürürdüm ege'ye. nihayet kuğulu, iki tane bank dışında hepsi boştu. önce bir kaç fotoğraf çektim, kuğulara selam çaktım. sonra oturdum bankın birine ben gibi anakara'yı özleyen arkadaşıma buz tutmuş kuğulu'nun fotoğrafını yolladım. seymenler'e çıkmak istedim fakat zamanım daralmıştı iyice. dedim borcum olsun.
işler güçler hallolduktan sonra çağrı geldi tunalı'ya. çok da acıkmıştık. indik kızılay'a bir aylak yaşam yaptık, oh mis cigaramız, çayımız, muhabbetimiz herkesten her şeyden konuştuk. eee gidenler, kalanlar, hayaller, olanlar, olmayanlar, kasabalar, şarkılar üzerine konuşmak üzere tee ortaokulda sözleşmiştik biz.
işler güçler hallolduktan sonra çağrı geldi tunalı'ya. çok da acıkmıştık. indik kızılay'a bir aylak yaşam yaptık, oh mis cigaramız, çayımız, muhabbetimiz herkesten her şeyden konuştuk. eee gidenler, kalanlar, hayaller, olanlar, olmayanlar, kasabalar, şarkılar üzerine konuşmak üzere tee ortaokulda sözleşmiştik biz.
çandarlı'da kırtasiye gezmeyi özlüyorum ben bir de. bunun da acısını çıkardık tabi. öğrencime bir de dostlarıma hediyeler aldım. çok da güzel oldu bence :) kendime de aldım.
ayşegülümü göremedim ama.
bu arada eve gitmedim tee akşama kadar çünkü ev ahalisi yoktu. çok da özlemiştim halbuki neyse onlar yarın gelecekler çandarlı'ya. akşam kardeşim aldı beni ankamall'ın oradan ancak eve gittik; tarhana çorbası ısıttı bana sonra birer de kinder yumurta patlattık. bana içinden somurtkan şirin çıktı. ardından odama bakındım şöyle bir, çantamı tekrar hazırladım.
ayşegülümü göremedim ama.
bu arada eve gitmedim tee akşama kadar çünkü ev ahalisi yoktu. çok da özlemiştim halbuki neyse onlar yarın gelecekler çandarlı'ya. akşam kardeşim aldı beni ankamall'ın oradan ancak eve gittik; tarhana çorbası ısıttı bana sonra birer de kinder yumurta patlattık. bana içinden somurtkan şirin çıktı. ardından odama bakındım şöyle bir, çantamı tekrar hazırladım.
sonra aşti'ye tekrar dönüş. kardeşime sarıldım. otobüse bindim. hayal kurdum. uyudum. uyandım. rüyada gördüm. sonra geldim yine:
denizin kıyısındayım, kayıkları izliyorum.
velena:
anakara,
arkadaş,
cemal süreya,
çandarlı,
çocuk,
gökyüzü,
hayal,
kar,
ortaokul,
sevgili,
umut
liman:
Çandarlı, Türkiye
Aralık 23, 2013
felaket
şiir yazmayaydınız siz, tüm cigaralar araya gidecekti.
sonra
şarkılar heba olacak, çaylar anlamsız kalacaktı.
velena:
cemal süreya,
cigara,
edip cansever,
özdemir asaf,
şiir,
turgut uyar
liman:
Çandarlı, Türkiye
Aralık 21, 2013
resmen sevgili
![]() |
| fotoğraflar: kahvenin seki makbuldür |
konuşamadık benden.
biz "resmen sevgili" olduk. 30 kasım'da, anakara'da, delice zeytin çalarken, kurtuluş parkında.
bitmedi yollar henüz, halen başka şehirlerdeyiz, halen sarılıp uyuyamıyoruz.
ama
az kaldı.
sevdiğim adamın soy adını da alıp geldim bu kez çandarlı'ya sonrasında el ele geleceğiz şu geminin kıyısına. biliyordum bir gün bir geminin peşinden gideceğimizi.onu ilk gördüğümde anlamıştım işte; bir ömrün ona okuyacağım şiirlere yetmeyeceğini.
az kaldı.
42 ay geçti ayrı ayrı. lakin şaraba, sigaraya abanmadan geçmeyecek gibi kalan bir küsür ay.
az kaldı...
velena:
anakara,
cemal süreya,
çandarlı,
ezgi'nin günlüğü,
gemi,
kış,
sevgili,
şerefe,
umut
liman:
Çandarlı, Türkiye
Aralık 18, 2013
çekiliş
dün çocuklarla yılbaşı çekilişi yapacaktık. kağıtları hazırlamak üzereydim, çocukların isimlerini yazıp çekilişe başlayacaktık. o kadar uyardım ki onları sessiz olun, bakın sesim de kısıldı, konuşamıyorum diye. dinlemediler. ha bu arada 5. sınıfta sözünü ettiğim çocuklar. kızdım. çok kızdım. yapmıyorum dedim çekiliş. üzüldüler. aslında üzüldüklerine üzüldüm. ama iyi niyeti çar çur etmemeyi ben o yaşlardan daha evvel öğrenmiştim. sonra anlattım 20'sinin de gözünün içine tek tek bakarak anlattım aynı zamanda onların ablaları olduğumu. anlatabilirsiniz dedim bir sorununuz varsa. gözlerini kaçırdılar. halbuki bilseler gözleri hepsinin aryı ayrı güzel bakıyor. sanırım anlamadılar beni dedim içimden; zil çalsın, bitsin bugün, gideyim dedim.
zil çaldı.
zil çaldı.
ders defterini kontrol ederken umut geldi yanıma. ağlamaklı, sesi titriyor. öğretmenim dedi geçen sene annem bana sormuştu buralardan taşınırsak üzülür müsün, arkadaşlarını özler misin diye. özlerim demiştim. ama keşke taşınalım deseydim dedi. özlemezdim belki. onlar böyle sizi üzünce ben derslerimde başarısız oluyorum. güzel şeyler yapmamıza engel oluyorlar onlar dedi.
ellerini tuttum bende onun; eldiven vardı onda, benim ellerimin ne kadar soğuk olduğunu anlayamadı iyi ki. özleyeceksin tabi dedim, hem ben de olsam ben de öyle derdim anneme; taşınmayalım. ben de çok özlüyorum arkadaşlarımı dedim.
bilmiyorum ki ne düşündü benim hakkımda. ama umut'un kalbine 4 tane daha çandarlı sığar, onu biliyorum. ben o yılbaşı çekilişini yapayım, yapayım ki umut'un içi biraz rahatlasın.
liman:
Çandarlı, Türkiye
Aralık 15, 2013
ada
güzel insanlar biriktiriyorum. şarabı seviyorum çok hem de. sanki her defasında onların şerefine içiyorum gibi. mesela boğazım çok ağrıyor diye koşarak çorba getiren bir arkadaşa, kestanenin yanında çay yapan güzel insanlara, ailecek film izlerken beni de yanlarına katanlara, ayvayı tek tek dilimleyip tuzlu limonlu sunanlara bir de beş derslikli okulun peşinden sokaklar keşfettirene içilmez de neye içilir?
liman:
Çandarlı, Türkiye
öksürük
anakara'nın ayazında hasta olmayan ben burada göğsüm çıkarcasına öksürerek geziyorum. e olacak o kadar kayıkları, iyotu her kış pencerelerde uykusuz beklediğim "kar"a tercih ettim. ama dinlediğim şarkılar hiç değişmedi. özlemek hiç bitmedi.
liman:
Çandarlı, Türkiye
Aralık 13, 2013
çıbık
![]() |
| fotoğraf: kahvenin seki makbuldür |
matematik.
ruhsuz. biliyorum.
ama çocuk sen güzelsin. aylardır bana boşa konuştuğumu göstermiş olmana rağmen güzelsin.
"çıbık"lar hayallerini korusun senin çocuk.
liman:
Çandarlı, Türkiye
Kasım 20, 2013
ah
kavgaların üstüne yağmur yağsa toprak yine güzel kokar ki. bunca hayalin üzerine zaman çökmüşken en çok çay içmeyi özlüyorum karşılıklı; oradan buradan konuşurken göz göze gelip gülümsemeyi...ah.. özlemek.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

