Ağustos 14, 2011

arada olur böyle sanırım ?

günlerdir çektiğim fotoğrafları ayıklamak ve düzenlemek ile uğraşıyorum. makinemi aldım alalı ve az buçuk bilinç kazanarak çektiğim fotoğraflarım bu bahsi geçenler. seçtiklerimi, şehir şehir ve tarih tarih dosyaladım. düzenledikçe onlara numaralar veriyorum. onlarla yeteri kadar ilgilendikten sonra, hepsinin birer ismi de olacak numaralarının dışında. ve ayrıca hepsine birer de küçük hikaye eklemek gibi bir niyetim var. aslında bu ortaklaşa alınan fikir; ben fotoğraflar çekeceğim, sevdiceğimde onlara hikayeler yazacak. geçen sene bu vakitlerden 3-5 ay önce konuşmuştuk bunu. çektiğim sokaklara, yüzlere, kayıklara, çocuklara... nasıl yağmurlar, ne kadar uzun yollar yakıştıracağını delicesine merak ediyorum doğrusu. imece usulu sanat icra edebilir miyiz acaba ? ;)
çektiğim fotoğraflarla haşır neşir olurken, çekeceğim fotoğrafların merakına düşüyorum bir yandan da. nerelerde oluruz, hangi rüzgarları görürüz, hangi şarkılar çalar gemilerden diye düşünüp duruyorum. hayaller kuruyorum dört yanı denizlerle kaplı. hayallerimin içine yaşam gerçeklerini katmıyorum o vakit alabora olmaktan korkuyorum, bakınız:
   öte yandan ingilizce çalışmam gerek, dil puanım yükselmezse yakın zamanlarda kimse beni almaz üniversitesine akademisyen diye. hali hazırdaki puanımla bir adet yüksek lisans öğrencisi olmayı başardım evet, ama dahası için çalışmak lazım. koşa koşa para yatırmalı bir de sınav için aman, abonesi olduk zaten ösym'nin. aslında kombine vermeliler ben gibilerine. ya da 'paso' göstersek. 'paso' da paralı ehe :) öğrenci olununca 'paso' alınabiliyor ayrıca öğretmenler de 'paso' alabiliyor, yahu ben ne şanslıyım(!): öğrenciliğin yanında bir de matematik öğretmeni sıfatım var, fakat öğretmenken paso edinebilmek için atanabilmek, çekmecemde duran diplomanın beni bir ilköğretim okulunda çocukların arasına sokabilmesi gerekiyor. lakin ülkemizde bizlere mesleğini yaptıran yegane şey kpss'dir kesinlikle mezun olmak ve bir diploma sahibi olmak değildir. 
yapmak istediklerimize ulaşmak için yollara düşüyoruz ama hep istemediğimiz duraklarla indiriyorlar bizleri. bir de zorla aldırdıkları 'paso' ları soruyorlar her ulaşım aracına bindiğimizde. çoğu kez korkuyorum, ya o çok sevdiğim kayıkları düşünürken dahi 'paso' sorarlarsa diye...

NOT: anakara'lı bilir, eğer otobüse bineceksen iki sıfatla binersin: ya "tam" ya da " indirimli". 
tarife şudur: tam: 2 lira, indirimli: 1.25'dir. indirimli olabilmek için parasını bastırırsın alırsın 'paso' nu. ve artık sen seçilmişsindir. bir yıl boyunca tepe tepe kullan indirimli sıfatını. bir nevi alttan alttan bizlere diretilen binlerce şeyden sadece bir tanesinin vücut bulmuş halidir 'paso'.
nasıl buraya bağladım yolları? bilemedim!

Ağustos 12, 2011

geleneksel ortaokul toplaşması 3 :)

büyümüş kocaman olmuşuz, fakat bir araya gelince yine o sınıftaki ufaklıklar :) ilk buluşma bundan 3 yıl evveldi, buluşmalarımızı geleneksel bir kisveye sokma aşamalarında ara verdik bir sene. lise geçmiş, üniversite 3 yada 4. sınıflardayız hemen hemen hepimiz, o kadar yıl sonra görünce birbirimizi bir değişik oluvermiştim. yüz hatları oturmuş artık o ergen bebişlerin, anlatacaklar birikmiş, herkes bambaşka okullarda başka şehirlerde bir şeylerin kavgasında. ama muhabbet başlayınca bir ağızdan aynı anılara gülmek ve birbirimizi hiç garipsememek. öğretmenlerimizin bizle yine aynı bakışlarla konuşmaları, siz kendinizi değiştiniz mi sanıyorsunuz demeleri ve gülüşmeleri :) bugün de bu güzel günlerden biriydi, anakara'ya yağmur yağdı ardından delicesine, güzel güne güzel şarkılar söyledi. seviyorum sizi.

Ağustos 08, 2011

usul usul


arkasına kayık, nargile, termos bir de yastık koyma hissi uyandırıverdi bende, sımsıcak bir his. deniz kokulu kasabalardan usul usul geçmek gibi.

değirmen'den

ikinci Sabahattin Ali kitabımı okumak istiyordum, baktım kitaplarının olduğu rafa bir an düşündüm: rast gele mi seçsem yoksa şöyle bir arka kapaklarını okuyup da? okumak güzeldir dedim:

"İşte adaşım, sana seven bir Çingene'nin hikayesi. Çiçeklerin açtığı bir mevsimde, senin kollarına yaslanan ve çiçekler kadar güzel kokan bir vücutla uzak su kenarlarında oturmak ve öpüşmek, yoruluncaya kadar öpüşmek hoş şeydir... (...) Fakat sevgili bir vücutta bulunmayan bir şeyi kendisinde taşımaya tahammül etmeyerek onu koparıp atabilmek, işte adaşım, yalnız bu sevmektir."



Ağustos 07, 2011

Cemal Süreya-II

yakın zamanda "Sevda Sözleri"  kitabını kendime zorla aldırıyorum. ehe, güzel kalpli erkek çocuğu içine bir de not yazıveriyor biz bir belediye otobüsünde Keçiören istikametine gitmekte iken. otobüs seyir halinde ya, yazı biraz "kargacık burgacık" a yakın: ama en güzel deniz kabuğu gibi, yan yana bir gün doğumu gibi. işte o gün doğumu, şu dizeleri aklıma getirmeye yetiveriyor:

“Bende tarçın sende ıhlamur kokusu
Yürürüz başkentin sokaklarında

Bir nehir şu tutuk konuşan cumartesi
Üstünde iki yonga: Çarşamba, bir de cuma
Ayrılık lafları etme sevgilim
Önümüz Temmuz önümüz Ağustos nasıl olsa
Kol kola yürüyoruz tek tük öpüşüyoruz
Sonra ayrılıyoruz korkuyoruz da
Kimi zaman neden kalabalığın içinde duruyoruz da
Kimi zaman bir köşe arıyoruz en sapa
…”     
Cemal Süreya


Cemal Süreya-I

ben ilkokulda olmalıyım, ilkokul 4 bilemedin 5. dayımla teyzem beraber kalıyorlar o vakitler, cebeci'de. abla- kardeş gençler henüz. o zamanın popüler şarkıcılarının kasetleri var, bir de dayım almış sony müzik setini; kumandası falan var, nasıl imreniyoruz biz kardeşimle. içimizden deli gibi kurcalamak geliyor. cd'ler lükse kaçıyor o ara şehrimde, ama müzik setinde cd yeri bile var. kumandaya bir basıyorsun açılıyor, bir basıyorsun kapanıyor hem de tınısı güzel bir sesle. o ara "Yaşar" diye bir şarkıcının varlığını keşfediyorum, daha çok dayımın dinlediğini düşündüğüm "divane" adlı kasetle. "kumralım" diye bir şarkı var hele ki, yaz şarkısı olmuş ve öyle sanıyorum ki gitar çalanların bu şarkıyı söylemeleri onları daha bir havalı kılıyor o dönemde. şarkı zihnimde bir yerlerde hep duruyor, ben farkında değilim sanırım. çünkü lise yıllarında şarkıyı tekrardan duyunca, tanıdık diyorum bir de içleniyorum şarkıya anlamsız bir şekilde. içimde bir deniz özlemi peydah oluyor, sonrası, yaşar'ı çok seviyorum. tüm kasetlerini ediniyorum zamanla. bir de tek tek şarkıların altlarındaki notları okuyorum. derken Cemal Süreya'yı keşfediyorum, şarkıların birinin altına iliştirmiş Yaşar:

         "kuşlar toplanmış göçüyorlar, keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

sonra Cemal Süreya'ya merak salıyorum, bir arkadaşım bir şiir kitabını getiriyor okuyuver diye, biz lise 1'deyiz. "Önce öp, sonra doğur beni" nin tüm şiirlerini okuyorum. artık ben de Cemal Süreya'yı tanır gibi oldum diye seviniyorum. sonradan daha net anlayabiliyorum: kuşları, denizi, kadınları, aşkı sever imiş, sonra Cemal Süreya'yı hiç bırakmıyorum.

NOT: Yaşar'ın kasetleri halen durur çekmecemde, ama iki tanesini arabanın torpidosuna koymuştum hem de arabayı kardeşimle bana tahsis ettiklerinin ikinci günü:) bir adet "divane" ve bir adet "esirinim" kaseti, arz ederim :)

Ağustos 03, 2011

yenilmek

her gün birilerine yeniliyoruz, durup dururken pes ediyoruz. bunun suçlusu kendimizden başkası değil ki. birilerine ayıp olacak, aman o adam ne der, hele şu teyze kötü kötü bakar ben bunu yaparsam diyerekten başlıyor yenilgiler. işin trajik yanı, belli bir saygı kisvesine sokaraktan yapıyoruz tüm bunları. 
ne kötü; başkaları tarafından garipsenmektense kendimize yabancılaşmayı seçiyoruz; yapmak istediklerimizi zihnimizin bir köşesine sıkı sıkıya bağlıyoruz, sonra uçurtmaları gökyüzüne salamıyoruz ya da kayıkları yüzdüremiyoruz...
ben mi? benim bir sürü uçurtmam bir sürü kayığım var ama öylece duruyorlar, uçmaz ya da yüzmez değiller ama şimdilik duruyorlar..

Temmuz 31, 2011

yarım gün uzakta

ve anakara'dayız 10 günün sonunda, elimizde:
okunan kitaplar, çekilen fotoğraflar, bir güzel rüzgar, geçilen yollar, kahkahalar, iki küçük cunda kayığı, magnetler, toplanan deniz kabukları, görülüp de sevdiceğimle yaşamak istediğim yerler... var.
bir de  "deniz kokusu" var. ve ben deniz kokusu getirdim.

Temmuz 24, 2011

dalgalar

küçükken tatile gidince hani ilk bir kaç gece, sanki uyurken sabahki denize girmelerin bir etkisini yaşardım:
          dalgalar beni bir oraya bir buraya götürüp getirir gibi olurdu, sonra öylece uykuya dalardım.
sonra sabah olurdu beni dalgalar bir oraya bir buraya götürürdü yine. deniz, çocukları daha çok seviyor sanırım.artık uykuya dalmadan evvel dalgalar benle oyun oynamıyor. ama yağmurla oynarlar, biliyorum...

Temmuz 22, 2011

civricinek :)

bilgisayarın ekranına doğru gelen böcüklere rağmen deniz kenarında olmak can'dır. yakamozlara bakaraktan blog'a bir şeyler karalamak fevkaledenin fevkinde bir durumdur. deniz kokusu anakaralı bu bünyeye her daim iyi gelir olası civricinek ısırmalarına rağmen :)

             "bir deniz üstündeyim, ne ucu var ne bucağı
   bir rüzgar önündeyim, gel keyfim gel
bir sevda içindeyim, başım dumanlı
....
....
ben deniz üstünde, rüzgar önünde
ben sevda içinde, tatlı türküde
...."

21.07'e

o gün, o binanın üst katında balkonunda oturup bir yandan konur sokağı izleyip bir yandan da sana korkularımla iç içe geçen umutlarımı anlatmamın üstünden 1 yıl geçti. ne güzel bir yıldı, gelecek güzel bir ömrün habercisi gibi..

Temmuz 20, 2011

valiz

valiz hazırlamanın mayhoş bir hali var sanki. 10 gün başka bir şehirde nefeslenmek, denize göz kırpmak, biraz dalga sesi işitmek ziyadesiyle güzel ve bu uğurda valiz için harcanan zamanda güzel fakat denizsiz memlekete; "anakara" ya dönüşün bilinmesi biraz buruk. anakara'yı seviyorum ben aslında, hem de çok, bana neler neler verdi bir bilseniz. büyüdüm bura da, saklambaç bile oynadım başkentte, dostlarım var içleri güpgüzel, bir de bana sevdiğim adamı verdi bu şehir. sokaklarını baştan baştan keşfettik anakara'nın. ama bazen küsüyorum işte anakara'ya, tıpkı bu zamanlardaki gibi. aşti' den birilerini uğurlamak kötü, giden insanları izlemek can sıkıcı hele ki daha keşfedecek bir sürü sokak varken "ruh" unu 2 aylığına 5-6 saat uzağa uğurlamak çok çok özlemli bir şey. nereden geldik buraya? valiz :) giden valizler ekşi, tatile götüreceğim valiz bal gibi sonuç olarak valiz hazırlamak mayhoş. ben koşarak mayhoş valizimi hazırlamaya gidiyorum ;)
ama anakara'da eylül güzeldir.. 

Temmuz 17, 2011

nazan abla


".. güneşli günde gidilmez: aslında hiç gidilmez"

gitmeler

"gitmeler" sanıldığı kadar kötü olmayacak, sonunda "gelmeler" var:
             hem de öyle "gelmeler" ki, uçsuz bucaksız kocaman "sarılmalar" a çıkıveriyor yolculuklar.
ve "eylül", güzeldir.

Temmuz 16, 2011

bugün, dünden daha uzun olsa:
           yanımda iken,
                bir saniye bir sürü saate tekabül etse de
                                                       hiç gitmese...