Kasım 16, 2014

pocahontas

ilkokulda öğretmenimiz sınıfa hep bir ağızdan "ankara'nın taşına bak, gözlerimin yaşına bak" diye öğretiyordu. devam ediyorduk öğrendikçe "ankara'nın taştır yolu, her tarafı asker dolu". tekrar ediyor hep beraber bir şey yapmaktan da musmutlu oluyorduk. tuba vardı sınıfta, tuba'nın soy ismini dahi hatırlıyorum hatta "tuğba" değil benim adım "tuba" deyişini bile aklımda.  yalnız ilkokul kaçıncı sınıf o yok aklımda işte. öte yandan kızılay kolundaydım onu da biliyorum. mevzu bu değil tabi, tuba biz söylerken türküyü bir anda şöyle dedi " ankara'nın taştır yolu, her tarafı erkek dolu". 
erkek? hoop! nasıl yahu :) çocuktuk çok güldük, o utandı biz daha çok güldük, kadriye öğretmen gülmedi. kadriye öğretmen bize hep matematik sorusu çözdürürdü. hep üç boyutlu cisimlerin hacimlerini hesaplamaya kalkışırken zorlanırken hatırlarım kendimi. emrah vardı, bizden farklıydı, kadriye öğretmen ona mandalina soymayı öğretmişti sonra. biz neredeyse 60 kişiydik ilkokulda. sıralara üçerli otururduk. hiç tembellik etmezdim çocukken. çantam çok ağırdı. üstünde top oynayan ayıcık olan suluğum vardı. annem babam okuldan bizi almaya çok gelmezdi. kardeşimle buluşur giderdik. evin yolunu öğrenene kadar halam aldıydı beni okuldan. aşı olunca ağlamazdım, korkardım ama ağlamazdım. sonra şişkoydum, okula sağlık taraması için geldiklerinde boyumuzu ölçerlerken kilomuzu da tartmasınlar diye dua ederdim. biz eve gittiğimizde annem babam da kendi okullarında olurlardı. hafta sonları da kursları olurdu. teyzem bir de dayım hafta sonları bizle ilgilenirlerdi. top oynardık. bir keresinde sinemaya gittiydik. hem de pocahontas'a. metropol sinemasına gitmiştik, kocatepe'ye çıkmış, beğendik'ten cips bir de kola aldıydık.
annem babam biz küçükken çok kavga ederdi. biz de kardeşimle onların kapısını dinlerdik, ne zaman bitecek artık kavgaları diye birbirimize sorardık. sonraları bitti; çok yıllar sonraları. ben taraf oldum büyüdükçe. kardeşim olmadı. o içinden oldu taraf ama belli etmedi. o hep daha politikti. 
iki tekerlekli bisiklete binmeyi dayım öğretti, diş fırçalarken teyzem bekledi yanımda. içimde değişik bir vicdan yerleştirense annem oldu. babam hayatımızdan beş yıl ayrı kalmayı seçendi. kardeşim ailenin kural koyma merci. ben en çok özleyendim. küçükken bile her şeyi en çok ben özler her şeye en çok ben ağlardım. anneannemin arkadaşı idim, biz beraber hamama giderdik köyde. 
uzaklıkları yok edemediğimi fark ettiğimde kendimi geri çekmeyi de öğrendim. 
şimdi musmutlu bir sabahın gecesinde durduk yere anakara'lı bir türkü hatırladım. 

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Benim de ilk okulda en net hatırladığım sey annemin okulun ilk günü beni kırmızı bir hırka giyerek getirmesiydi. Cam kenarına oturdum çünkü annemle geldiğimiz yolu gören tek yer orasıydı. önce el salladım sonra hiç arkasına bile bakmadan gidişine daldı gözlerim..

Sonraki günlerde bir tek benim annem gelmedi.. Ben istemedim çünkü okulla gitmek için abim ve ablamın çantasını taşımak için az mı yollarını gözlemiştim..

Arkadaş..

kahvenin seki makbuldür dedi ki...

güzel arkadaş.