Aralık 15, 2013

öksürük

anakara'nın ayazında hasta olmayan ben burada göğsüm çıkarcasına öksürerek geziyorum. e olacak o kadar kayıkları, iyotu her kış pencerelerde uykusuz beklediğim "kar"a tercih ettim. ama dinlediğim şarkılar hiç değişmedi. özlemek hiç bitmedi. 

Aralık 13, 2013

çıbık

fotoğraf: kahvenin seki makbuldür
matematik.
ruhsuz. biliyorum.
ama çocuk sen güzelsin. aylardır bana boşa konuştuğumu göstermiş olmana rağmen güzelsin. 
"çıbık"lar hayallerini korusun senin çocuk. 

Kasım 20, 2013

ah

kavgaların üstüne yağmur yağsa toprak yine güzel kokar ki. bunca hayalin üzerine zaman çökmüşken en çok çay içmeyi özlüyorum karşılıklı; oradan buradan konuşurken göz göze gelip gülümsemeyi...ah.. özlemek.

Kasım 17, 2013

yılmaz

bölünebilme kurallarının canı cehenneme, hayal kurun çocuklar!
bir de beni öğretmenler odasında yalnız bırakmayın; alın yanınıza anlatın, yüzünüz ege'ye bakarken büyümek nasıl bir şey hiç durmadan anlatın. zira güzel olan sizsiniz. ha bir de sevdiği kıza mektup yazıp onun için her teneffüs saçını suyla yana yatıran "yılmaz" canımsın. aşk 6. sınıfta da çok güzel değil mi yılmazım? o dalgın dalgın bakan gözlerinden öperim seni.

Kasım 12, 2013

28

"...bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
çünkü iki kişiydik..."
C.Süreya

Kasım 06, 2013

iğneada

fotoğraf: kahvenin seki makbuldür.
geçen sene eylül'dü be ya.
sevgili, trakya'ya atandıydı: tee kırklareli/ iğneada'ya. karadeniz'e kıyısı olan, benden ziyade bulgaristan'a yakın bir kasaba kendileri. kendi halinde bir yer. koca bir yıl gidipte görememiştim oraları, demek gitmek bu yıl kpss tercihlerimden önceymiş. benim çandarlı'ya atanmama sebep olacakmış iğneada. yıl içerisinde sevgili'nin yolladığı fotoğraflarla hep nasıl bir yer olduğunu anlamaya çalıştım, kafamda kurguladım. en çok sahilini, gökyüzüsünü ve karadeniz'in dalgalarının insanları nasıl etkileyebileceğini düşündüm. tabi sevgili bilmez ama üzerinden çıkarımlar da bulundum. mesela karadeniz onu daha tez canlı yapmıştı, özlemlere dayanıklılığını azaltmıştı sanki. inceden bir trakya şivesi kapmıştı; "benim kızanları sınav yapacam be ya" diyordu ara ara :) 

nitekim gittim, gördüm. onca virajlı yoldan sonra ulaştık iğneada'ya. biz gece varmıştık, çok heyecanlanmış bir yandan ürkmüştüm. sağda solda ağaçlar var, bilirsiniz ya ormanlık yollar böyle ayrı bir karanlıktır. sevgilim buralarda bir başına bir yıl ne yaptı demiştim. nasıl alıştı. küçücük bir yer burası. e sürekli otobüs yok, en yakın ilçeye gitmek çokta kolay değil hani. ah sevgili dedim içimden biz ne kadar da ayrı kaldık.  ah..

sabah oldu. günün ilk ışıkları iyidir. aslında sevdiğinle aynı şehirdeysen sarılıp uyuduğun saatler hep iyidir. en doğrusu şu belkide sevdiğinle aynı şehirdeysen tüm şehirler sarılmak içindir. bozkırda kayıklar yüzdürmemiş miydik biz?

sevgili, her şeyi planlamış. ayrı geçen bir yılın acısını çıkarırcasına bana diyordu ki:
"ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
şu aranıp duran korkak ellerimi tut
bu evleri atla bu evleri de bunları da
göğe bakalım"
T. Uyar

longoz ormanları var orada. gidin görün olur mu? ama muhakkak gidin. bulutlara bakın benim gibi, bizim gibi. okyanusların hayalini kurun. el ele gidin tüm yollara. her ağacın altında öpüşebilme ihtimalinize gülümseyin. arabayla ormanın içinden ilerlerken kapıyı açın, ayaklarınızı aşağı sarkıtın. mutlu olun işte, çok mutlu olun.

fotoğraf: kahvenin seki makbuldür.

fotoğraf: kahvenin seki makbuldür.
limanköy var az ileride iğneada'dan orada bir kütüphane var. gezmemize izin verdiler içeriyi. küçük bir kütüphane. içinde kocaman bir zürafa var idi. çocuklarla pet şişelerden yapmışlar.eminim mutlu olmuşlardır ufaklıklar. ha bir de ayşe ile ali vardı panoda:

fotoğraf: kahvenin seki makbuldür.
 hoşuma gitti, meraklandım. ayşe ile ali mi yaptı bunu dedim görevliye. evet dedi. hatta onlar büyüdüler. şimdi iş güç sahibi oldular dedi. 
acaba hayallerini elde etti mi ayşe ile ali? mutlular mı? hangi şehirdeler?dünlerini özlemle mi anarlar? 
sormadım.
bilir miydi görevli?
soramadım ben işte..



ertesi günler civar yerleri gezmeler devam etti. az çok bilirsiniz beni gemilere hele de kayıklara sevgim sonsuzdur. hep bozkırda büyümüş olmama verdim bunu. salaş balıkçı lokantaları, anason kokusu yanında da bir güzel deniz havası. belki de şiirleri en çok buralara yakıştırdım. ama biliyorum ki bunlar amerika'nın oyunu değildi :)

rakı içmedik lakin balık yedik yanında salata oh mis. giderseniz eğer iğneada'ya bir de rakı için, sonra deyin ki
şerefine sek kahve. 

fotoğraf: kahvenin seki makbuldür.
buradan denize baktık. balıkçı gemisi gelir mi diye gözledim. ama yine kaçırdık geliş saatlerini. akşam çıkıyorlarmış balığa, sabaha karşı kısmetlerini getiriyorlarmış. 
işçi, her yerde ailesinden ayrı kalandı. geceleri karısıyla uyuyamayan, çocuklarını özleyendi. işçi, evrenin kahrını kalbinde gizleyendi. 
dünyanın bir ucunda maden ocağında güneşi bekleyen, bir diğer yerde balıkçı gemisinde geceleri ekmeğini kazanan başka bir yerdeyse tarlada ellerini kanatan kocaman yürekli insanlar. 
selam olsun.
fotoğraflara sığmazsınız, karadeniz dost olsun size. 
rastgele!

fotoğraf: kahvenin seki makbuldür.

yine günlerden bir gün kıyıköy'e gittik. orada iğneada gibi küçük bir sahil kasabası. çadır kampları var. bir gün dedim geliriz değil mi tekrar buraya, sevgili? gelelim olur mu? bizim de olsun bir çadırımız, bisikletimiz. nargilemizi de alırız yanımıza, akşamları nargile yaparım bize. ama sen körüklersin, keyif insanıyım ben bilirsin. hem severiz biz nane- üzüm nargileyi. akşam üstleri uçurtma da uçurur muyuz?

fotoğraf: kahvenin seki makbuldür.
bir dize gelse hemen oracıkta aklıma cemal süreya'dan sanki hiç bitmeyecek kayığın sonsuzluğu, ağaçların hoşluğu, kalbimin sarhoşluğu. çok değişik, içimden geçen anakara'ya dair bir şeyler:

"ankara ankara
ey iyi kalpli üvey ana"
C.S.


fotoğraf: kahvenin seki makbuldür.
gitme vakti yaklaşıyor. gidilecek anakara'ya, sevgiliden ayrılacak sek kahve. içim buruk, hiç alışamadım ben ayrılıklara. kim alışmış ki diye sorsanıza! bu sefer daha bir değişik, ben de bambaşka bir şehirde olacağım   2-3 güne, nerede öğretmenlik yapacağım belli olacak. bu demek ki artık sevgili'yi anakara'da beklemeyeceğim. artık ailemi de özleyeceğim. 

bilemezdik çandarlı'da olacağımı. benim ege'de bir sahil kasabasında öğretmen olacağımı bilemezdik. bir gün bizi boğazın kavuşturacağını bilemezdik. az kaldı. elimize yüzümüze bozkır bulaşmıştı ama ruhumuz denizlere bakıyordu.
çandarlı'da küçücük evimde, başımın döndüren bir kadeh rakı anakara'da 2010 temmuz'a şerefe diyor. 


geç kalmış bir yazıydı çünkü eylül' de yine suyun akışı değişmişti.
selam ola.

Kasım 02, 2013

parmak hesabı

halen 2x4 'ün 16 olduğunu iddia ediyorsun. halbuki parmaklarımızla saymamış mıydık?

şarkı: nilüfer

Kasım 01, 2013

kuğulu park'a

yaklaşık 14 saat uyudum. uyurken uyandım, uyudum sonra bir rüyamsı daha görüp uyandım. okula gittim. çocuklarla mutlu iken yine mutsuz oldum. sanırım buralarda yalnızım. eve geldim, konuşmak istediklerim yüreğimde kalıvermiş idi. yazı yazmak hep iyiydi. bir inat uğruna en kalabalık olduğum şeyden vazgeçecek değildim. kurs planı hazırladım. fotoğraf baktım. evi düzeltmedim. dolabımdaki rakıya baktım. ama mandalina yedim. daha evvelinde yeşil çay içtim. bu demekti ki çay beni sarhoş edebilirdi ama etmedi. ben nasıl dertleşeceğim? denize bağırınca özlemlerimi kayıklar beni avutmuyor. kuğulu parkta olmalıydık belki dün. sonra yine gelirdim buraya.

Ekim 30, 2013

"..."

"deniz kelimesi nerde
denizin kendisi nerde
ah, insanları yorulmadan
sokakları yorulan
bu küçük şehirde
bir kelimedir deniz
pencereye ve masaya
masanın üzerindeki sürahiye benzeyen
alelade bir kelime
ve işte buna alışmadım gitti"
 M.T. Uslu

Ekim 23, 2013

yağmura çay

denize yağmur yağınca yağınca öyle güzel oluyormuş ki. çay içelim mi?

fotoğraf: kahvenin seki makbuldür

Eylül 24, 2013

hedef

fotoğraf: kahvenin seki makbuldür

bir olta alacağım sanırım. bir de bisiklet var en çok istediğim. fotoğraf makinemi bisikletimin arkasına atıp okul çıkışlarında termosum ve kitaplarımla arkadaşlık edeceğimi de sonra anlatacağım.

Eylül 22, 2013

çok matematik

geçen sene kpss kursundaki rehberlik dersi hocamız derdi ki "unutmayınız! sizler zaten öğretmensiniz yani meslektaşlarımsınız. sadece siz seçtiğiniz kurumla ilgili seçim sürecine takıldınız." 

ben sadece seçtiğim kurumla ilgili seçim sürecini sorunsuz atlatabilen bir öğretmenim. diğer arkadaşlarımdan farkım budur. zira biliyorum ki, bu mesleği yapmak için heyecanla bekleyen, sabırla çalışan ve uykusuz onca gün geçiren bir sürü güzel arkadaşım var. bu ülke de doğmanın şanssızlığıdır sürekli yarışmak. halbuki, çocuk olabilmeyi hak eden güzel çocuklardık.

evet, öğretmen oldum. hem de tam bir hafta oldu ben öğretmen olalı. 
hayır yeni mezun değilim. 2010 yılında mezun oldum. o zamanlar bambaşka hayallerim vardı, denemedim kpss'yi, çalışmadım. istemedim hiç küçücük çocukların hayallerinin sınavlara bağlı olduğunu bile bile onlara yalanlar söylemek, öğretmenler odasında altın günü muhabbetlerini dinlemek, müfettişin okula geleceği günlerde okulculuk oynamak hiç istemedim. annem de babam da öğretmendir, defalarca söylemişimdir bunu zaten, onların arkadaşları vardı sevmezdim hiç çünkü öğretmenlik için çok ruhsuzlardı. öte yandan gözlemlediğim kadarıyla mesleğin en güzel yanı olan çocuklar onca angaryanın içinde arkalarda bir yerlerde kalırlar çünkü öğretmenin kafası hiç rahat değildir. zaten ilk aylar ders programları bir türlü rayına girmez, sonra öğretmen hep bir şeyleri yetiştirmeye uğraşır. son konular yetişmez. konuyu geçtim de çocuklarla hayal kuramayacak mıyız la?

dedim ya, direndim, kanayan bir şeyler vardı çocukluğumda. kahramanım olanlar hep kayıklara binip gidiyorlardı fakat öğretmenlerim hep bir şeylerden yakınıyorlardı. annem, babam, özden öğretmenim... 
eğitim fakültesinde okumak istemedim, okudum. mutlu olamadım hiç hemde. çoğunlukla hiç bir şey olamazsak öğretmen oluruz zihniyetini güderek öğretmen lisesi okuyup bu fakülteyi kazanan insanlarla karşılaştım. oysaki bu ülkede köy enstitüleri vardı: oradan mezun olan öğretmenler halkı için kendini adayan insanlardı. enstrüman çalan, dünya klasiklerini okuyan, okullarını kendileri yapan, senaryolar yazıp bunları canlandıran ufukları geniş güzel kalpli insanlar. bir yanlışlık vardı biliyordum, aynı sırada okuduğum insanlarda ,bende, üniversitedeki hocalarımda bir yanlışlık vardı. ve ben bu yanlışın içindeydim. kaçmaya çalışıyordum, yapamıyordum. 
üç yıl direndim. yanlışın içinde kaybolmamak için. 
şimdi öğretmenim. 
denizin kıyısında küçük bir kasabada öğretmenim hem de. denizin sesi içimdeki korkuları almıyor ama. çocuklar en az "ege" kadar güzeller. ve ben korkuyorum ruhsuz bir öğretmen olmaktan, kaçtığım şeyleri yapmaktan, hayatımın sadece müdür yardımcısının yapacağı ders programını beklemekten ibaret olmasından, ay başlarını gözlemekten, öğretmenler odasındaki ritüel haline gelen altın günü muhabbetlerinin tam ortasında çırpınmaktan korkuyorum.

çocuklarla tanışırken, umut bana dedi ki "öğretmenim ben de anakaralıyım. ama hiç gitmedim. büyüyünce ne olacağıma karar vermedim. annemle babam ayrıldı benim. biz annem, ben ve kardeşim burada kalıyoruz."
onun için bir şeyler yapmak istedim. çok istedim. gözleri güzel bakıyordu kalbinin kırıklığına rağmen.
biliyorum, hepsinin hayallerini koruyamam. gücüm yetmeyebilir buna. ama öğretmen oldum ben, onların hayaller kurmalarına yardımcı olabilirim. tıpkı özden öğretmenim gibi.

bana şans dileyin olur mu?
bu kez bir yanlışın içinden binlerce güzellik çıkarabileyim.  ve öğrencilerime onca matematiğe rağmen anlatabileyim; şiirlerin, sırt çantalarının, uçurtmaların ve bisikletlerin gücünü. 

Eylül 16, 2013

ah be

eylül.
burada yağmur var.
ve biz yine başka şehirlerdeyiz sevgilim, bu kez bambaşka denizleri görüyor gözlerimiz.
sabır demek artık ne de zor.

Eylül 11, 2013

öğretmen sek kahve

kitaplarım,
fotoğraf makinem,
ve anakara'm
...
hazırlandım işte, üç saate kadar yola çıkacağız. yola çıkacağız diyorum çünkü annem ve babamla gideceğiz çandarlı'ya. aslında kararsızım ilk öğretmenlik yerime çandarlı mı desem, dikili mi desem yoksa izmir mi desem? bunun çok önemi yok sanırım, zamanla aşarım bu sorunu. lakin özlemlerimin büyümesi daha afili bir sorun olarak beni kuşatacak, biliyorum.
annem ile babamın da benimle geleceğinden söz ediyordum. beni yerleştirecekler oraya. babam haftasonuna dönecek anakara'ya. annem biraz daha benle kalacak. içimin burukluğu bu noktada biraz daha azalıyor. öte yandan çok mutluyum, sanırım bir önceki yazımda dedim bunu :)
acaba beni neler bekliyor ege'de, nasıl insanlarla tanışacağım, öğrencilerim benle dertleşecek mi? hep bir merak, hep bir ürperti. lakin güzel şey imiş mutluluktan ağlamak.

Eylül 10, 2013

bozkırdan egeye göç

ben öğretmen oldum. bozkırdan uzağa ege'ye gidiyorum. ilk öğretmenlik yerim izmir/dikili oldu. mutluyum, şaşkınım az biraz da hüzünlüyüm. beşevlerden kızılaya yürümeyi, kuğulu'da oturmayı, sıhhıye'de otobüs beklemeyi içim titreyerek ararım. dostlarım var burada onları çok özlerim, e özlenmez mi çocukluk arkadaşları. bir de anakara'ya kar yağsın diye beklediğim geceler ardından kar yağınca sevindiğim sabahlar. 
başardık ama. 
ben bozkırda okyanusları hayal eder dururdum. şimdi deniz kokusunu içine çekebileceğim bir evim, gözlerinde umudu görebileceğim öğrencilerim olacak. 
eylül tılsımlıdır. sanki dualar daha hızlı kabul oluyor eylüllerde. 
geçen sene bu zamanlardı, sevdicek kırklareli/iğneada' ya gitmiş, öğretmen olmuştu. (bu arada iğneada'yı gördüm sonunda, anlatacağım size) bu sene de ben gidiyorum atanıp ve şubatta sevdiceğimi de yanıma alıp, güzel izmir'de birbirimize sarılarak bir ömür yaşamayı umuyorum.
heyecanlıyım,
çarşamba yola çıkacağız. hazırlık yapmak lazım. cümlelerimi özenle seçemedim ben. anakara'nın sokaklarını yüreğimde götürüyor olacağım hayalini kurduğum kente.
şans dileyin bana; öğrencilerim beni sevsin, onlara güzellikleri anlatabileyim diye. bir de zaman biraz hızlı geçsin şubat'a kadar; sevdiğim adama bir an evvel kavuşayım diye.

iyi ki varsın sevgili'm, sayende başardım.
dostlarım siz olmayınca eksik yanım hep olacak.
ve eylül, teşekkür ederim sana.

Eylül 09, 2013

akşam

anlatacaklarım var.
bir tuhaf haldeyim, bugün tandoğan'dan beşevler'e yürürken içim burkuldu.
hele bir akşam olsun, dedim ya anlatacaklarım var.