Şubat 28, 2012

menemen bir de çay

kocaman kocaman kar taneleri var bugün buralarda.
evet trafik berbat olabilir hatta eve nasıl ulaşacağım diye endişe etmiş de olabilirim. lakin sarı sokak lambasının altından gökyüzüne bakınca tüm kar tanelerinin akla zarar bir güzellikle kaldırımlara ulaşması öylesine güzel ki.
üstelik cebeci'den kurtuluş'a oradan hamamönüne el ele yürüyüp ardından menemen yemişiz sevdiceğimle, üstüne sımsıcak çay içmişiz.
ah anakara; eylülleri güzel şehir, kar yağarken ki sırdaşlığını nasıl inkar ederim?

Şubat 26, 2012

uyumak

...sarılırken en güzel.

yaşamak istemem

"benden bir ruhsuz yaratmayı 
 nasıl başardınız?
  ... "

der ve gider yavuz çetin.

Şubat 22, 2012

şarkılar2

ya bir gün yapamadıklarımızdan ötürü şarkıları sevmekten vazgeçersek.
kim bilir?
belki de kendi şarkılarımızı bambaşka ülkelerin bambaşka denizlerine söyleriz. sokaklarında yürürüz.

Şubat 20, 2012

yoğurt

"küçüktüm ufacıktım
top oynadım acıktım
buldum yerde bir erik
kaptı bir alageyik
geyik beni kaçırdı
kaf dağından aşırdı"


yoğurt yiyiniz efendim. mümkünse annenizin yaptığını yiyiniz. küçükken (ama hiç ufacık olmadım, her daim gürbüzdüm) yoğurt yemem için babam şeker katardı içine, şekerli yoğurt, babamın icadı sanırdım. sonra meyveli yoğurtlar çıktı. pek datluydular. lakin yokuştan aşağı doğru beni yuvarlasalar okula kadar ulaşabilecek bir kütleye sahip olmuştum; gerçi bunda yoğurdun suçu yoktu, şekerli dahi olsa onun suçu değildi. yoğurdu bıraktım. fakat cipsi bırakamadım. keza çukulata da gücüme güç katıyordu. yanaklarım kırmızı idi; kanlı-canlı, saçlarım küt. dondurmayı da severdim. ama yoğurdu bırakmıştım. çocuk olmak, yoğurt üretimindeki katkılarından ötürü anne babaya müteşekkir olmak lakin kahramanca ondan vazgeçmek demekti. sonra büyüdüm, yukarıda ki şiiri* lisede öğrendim, ama  ortaokulu özledim.
yoğurt yiyorum; annemin yaptığı, babamın "o az olmuş biraz daha koy tabağa" dediği yoğurdu. cipsi bıraktım gibi, çukulatayı severim. saçlarım küt değil, uzadı. öhöm, az biraz kilo verdim. üniversiteyi bitirip, işsiz bile oldum. lakin ben ortaokulu özledim. çok. belki de özlediğim, çocukluğum, sokaklar da fütursuzca saklambaç oynamak ya da basketbol çoğu kez futbol. ah, belki de "ağlamak" sebeplerinin yorucu olmayışı, saflığı. sıkıntıdan ağlamazdım, sadece ağlardım. ama artık içim daralınca geçici çözümler için ağlıyorum. saflığını kaybediyor gibi ağlamalar. büyümek bundan ötürü kötü sanırım. bilmiyorum. yeteri kadar büyümedim:) direniyorum. 
yoğurt yiyiniz, ağladığınızda sevdiklerinize sarılınız.o zaman aklınıza tekerlemeler gelir. 
iyi geceler olsun.
*ziya gökalp'in bir şiiri imiş(tekerleme gibi);bilmiyordum, öğrendim.

Şubat 19, 2012

Sibylle Baier

bugün çıktı karşıma, birden bire. görüverdim, duyuverdim, sonra buluverdim.

Şubat 18, 2012

Şubat 12, 2012

yaprak

her şeyden hoşnut olduğum, çabaladığım vakitler hiç takdir etmemişler iken, yapmak istediklerimi dile getirdiğim de neden beni mutsuzlukla suçluyorlar? bir şeyleri düşlemek, istemek ve geleceğim için kaygı duymak bu kadar mı ayıp? öyleyse ben sessiz sakin olmalıyım, çok sevdiğim eylüllerde dahi bir yerden bir yere kımıldamayan bir yaprak olmalıyım ve çok sevdiğim yağmurlar yağdıkça üstüme, çürüyüp gitmeliyim. o zaman kimse beni elimdekilerin kıymetini bilmemek ile suçlayamaz ve kimse beni ayıplayamaz. 

Şubat 08, 2012

adım adım her şeyi planlamak gibi bir alışkanlık kazanmamış insanlar ulaşabiliyor hayallerine. istediğini yapan insanlar onlar, toplumdan dışlanmak gibi bir kaygısı olmayanlar. kendi benliklerinin gururunu yaşayanlar. öte yandan, sırayla şunu şunu yaparım diyen insanlar ortalama ya da ortalamanın altındaki hayatında yitip gidiyorlar. zamanla hayalleri köreliyor, düşlediği yollar azalıyor, suçlayacak birilerini arıyorlar. zaman bir yandan da düşman olabiliyorsa eğer aşina olduğumuz "ilaç" durumlarının aksine tam bu şekilde oluyor kanımca.
ah, içim bunalıyor: usul usul...

Şubat 01, 2012

rakı

küçük, sessiz bir ege kasabası lazım bize: biraz rakı içmek için, bir kaç cigara tellendirmek, az biraz sarhoş olmak, ağlamak için. denizden gelen tanıdık ama anakaralı bir insan için bir o kadar yabancı bir rüzgarla dans etmek: küçücük bir ışıkla lakin büyük bir aşkla. tüm okunan kitaplar akla düşmeli o gece, bir kadehte onlara içilmeli çok payları var çünkü düşlenenlerde. belki bir balık sıçrayışı görür isek karanlıkta, yitmiş gitmiş dostları anlatırız o balığa: yitmişler ve gitmişler... deriz. susarız. 

Ocak 31, 2012

Ocak 28, 2012

yağmur yağar

                        

28.01'e

ruhun şad olsun özdemir asaf...
...
"Ama bir de yokluğun ve yüreğin önünde;
Ölüm, ben seni utanç ile titrerken gördüm."
                                                                      Ö.A.

Ocak 26, 2012

cemal süreya


ağrı kesici de fayda etmedi ki. başım delicesine ağrıyor bugün, çalışamadım ders. dedim ne iyi gelir bana? kahve yardım edebilirdi ve bir kaç tane de şiir almalıydım yanında. cemal süreya koşmamış mıydı nice zamanlar yardımıma, bugün de öyle oldu. 


"özgürlüğün geldiği gün
o gün ölmek yasak!"
                      C.S.

Ocak 25, 2012

sus-pus

bugün de anlıyorum ki, hayat hakikaten haksızlıklarla dolu. insanların hayallerini kırmak 3-5 tane adamın elinde. garip. aylarca beklet insanları "öğretmen ataması" için, yeterli sayıyı verme, sonra günlerce beklet ve branşlara adaletsizce bir dağılım uygula. tam da yakışanı yapıyorsunuz kendinize, devam edin (!)
benim sorguladığım, iyi insanlar ,küçükken bize öğretildiği gibi, cidden kazanacaklarsa neden kötü insanlar hep daha üst konumdalar? hatta o kadar üst de bir yerlerdeler ki, binlerce insanın hayallerini yerle bir edebiliyorlar. bize yanlış öğretilen diğer bir çok şey gibi, iyilerin kazanacağına dair söylemler de yanlıştı. iyiler ağlamak zorundaydı, iyiler kazanmak için de kaybetmek zorundaydı halbuki. ve bunun sebebi, kimsenin fikirlerini eleştirmemeleri, inançlarını sömürmemeleriydi. çelişkiler hayatın tam da ortasındaymış ve bizler büyüdükçe canımızı hep daha da yakarmış. 
önemsediklerimiz, yapmak istediklerimiz, hakkını verdiğimizi düşündüklerimiz, çabaladıklarımız bir kez de sorunsuzca getirsen yağmurları, olmaz mı? 
hiç parçası olmak istemediğim bir düzenin içinde kaybolma korkumun her gün artması hiç iyi değil, hem de hiç...