bugün kahvaltıda babamla hararetli bir şekilde konuşuyoruz...
...
çoğu kez yaparız bunu. dünyaya farklı kıyılardan bakan baba-kız olduk son yıllarda. aslında sırf babam için geçerli değil bu durum, annem ve kardeşim için de geçerli. ilginçtir bu durumu bir öğretmenim şöyle özetledi:
-aynı formülün oluşturduğu çarpık bir formül olmuşsun. nasıl olmuş ben de anlamadım ama ailen gibi düşünmediğin çok açık.
bir çoğumuz için geçerlidir bu durum tahminimce. çatışır dururuz ev halkıyla. anlatamayız da kendimizi. ya da anlarlar da anlamamazlıktan gelirler. genelde duyguları, kurallardan daha tehlikeli bulurlar. halbuki ben duyguları hep en tepeye koymuşumdur iyilik, güzellik açısından. ve en güvenli limanlardır duygular.
-----
neyse, bugün babamla yine anlaşamaz, çatışırken aklıma gelen anım beni sinsice güldürdü. çünkü bu babama karşı kazandığım ilk zaferdi:
babam da annem de matematik öğretmeni. ikisi de iyi öğretmendir. babam-annem diye demiyorum. iyi yaparlar işlerini keratalar:) babam ortaokulda dersime girdi, annemde evde babamdan anlayamadıklarımı çalıştırdı. ama ben bu yüzden matematik öğretmeni olmadım. ben olmamam gerekeni anlayamadım. bu kısım öz eleştiri devamında ise pişmanlıklarımı dile getirebilir, tehlikelidir. bir an susup, zaferime dönüyorum.
dedim ya babam ortaokulda matematik öğretmenimdi, arkadaşlarımında öyle. hatta 2 yıl sonra kardeşiminde öğretmeni oldu. ben ve kardeşim okulda babamıza ne diyeceğimizi bilemedik :) baba? öğretmenim? en iyisi parmak kaldırmaktı sadece. zordu. ama güzeldi. bir de şöyle bir durum var ki, sınıf ahalisi babamın yazılılarda bize soruları verdiğini düşünebilir. bu yüzden tüm derslerimiz iyi olmalıydı. öte yandan babam yazılı sorularını evde hazırlamamalı, biz görmemeliydik. nitekim hep öğretmenler odasında hazırlarmış, annem demişti. biz derslerimizde iyi olduk, babam da soruları eve hiç getirmedi, böyle bitirdik ortaokulu.
babam okulda öğretmendi bense öğrenci. eee öğrenciliğin gerektirdiği gibi davranmak gerekirdi. kopya çekmezdim matematik dersinde. ama çok sağlam kopya verirdim. kafam çalışırdı matematiğe, soruları erkenden çözerdim yazılıda, bir tane de boş kağıt alırdım tekrar çözüp kontrol edeyim diye, ona tekrar çözüp arka sıralara doğru yollardım. 2 yazılı da böyle yaptım. diğerlerinde ufak tefek kopyalar verdim. okulda huzursuz olmazdım da, eve gelince babama bakınca azıcık utanırdım:)
lise biterken, babama bunu itiraf etmiştim. biraz bozuldu. yok canım dedi, yapmamışındır. yaptım dedim, yüzümde pis bir sırıtma. yakıştıramadım dedi. azıcık üzüldüm. geçti.
zafer dediğimse bu:) zaten başka da bir zaferim olmadı :)
benim kendimi anlatabilmem, bir şekilde isyan çıkarabilmem tee ortaokul da kalmış. şimdi 25 yaşımda, gözlerim çabuk doluyor derdimi anlatırken, tartışırken gardım düşüyor. büyümek gibi değilde, kendi içime çekilmek gibi bir şey bu. cesaretin azalması, yorulup yorulup da sessizce uyuya kalmak gibi.