Temmuz 04, 2012

öte yandan

az okuyorum, az yazıyorum bu aralar.
hoşnut değilim.
halbuki birikti cümleler. 
gittiğim gördüğüm yerler, sohbet ettiğim dostlar, içtiğim şaraplar, birkaç fırt çekmek için aldığım cigara paketlerim oldu. bir sürü kötü fotoğraf çektim, kimisi eksik pozlanmış kimisinin net alan derinliği adam akıllı olmamış. 2-3 tane iyi fotoğrafım hatırına çok okumalıyım, mis gibi çay kokusu için daha çok yazmalıyım.



bu arada insan sevdiği, mutlu olabileceği işi yapmalı ömrünce, yapın olur mu?

çarpık formülün zaferi

bugün kahvaltıda babamla hararetli bir şekilde konuşuyoruz... 
...
çoğu kez yaparız bunu. dünyaya farklı kıyılardan bakan baba-kız olduk son yıllarda. aslında sırf babam için geçerli değil bu durum, annem ve kardeşim için de geçerli. ilginçtir bu durumu bir öğretmenim şöyle özetledi: 
   -aynı formülün oluşturduğu çarpık bir formül olmuşsun. nasıl olmuş ben de anlamadım ama ailen gibi düşünmediğin çok açık.

bir çoğumuz için geçerlidir bu durum tahminimce. çatışır dururuz ev halkıyla. anlatamayız da kendimizi. ya da anlarlar da anlamamazlıktan gelirler. genelde duyguları, kurallardan daha tehlikeli bulurlar. halbuki ben duyguları hep en tepeye koymuşumdur iyilik, güzellik açısından. ve en güvenli limanlardır duygular.
-----

neyse, bugün babamla yine anlaşamaz, çatışırken aklıma gelen anım beni sinsice güldürdü. çünkü bu babama karşı kazandığım ilk zaferdi:
babam da annem de matematik öğretmeni. ikisi de iyi öğretmendir. babam-annem diye demiyorum. iyi yaparlar işlerini keratalar:) babam ortaokulda dersime girdi, annemde evde babamdan anlayamadıklarımı çalıştırdı. ama ben bu yüzden matematik öğretmeni olmadım. ben olmamam gerekeni anlayamadım. bu kısım öz eleştiri devamında ise pişmanlıklarımı dile getirebilir, tehlikelidir. bir an susup, zaferime dönüyorum. 

dedim ya babam ortaokulda matematik öğretmenimdi, arkadaşlarımında öyle. hatta 2 yıl sonra kardeşiminde öğretmeni oldu. ben ve kardeşim okulda babamıza ne diyeceğimizi bilemedik :) baba? öğretmenim? en iyisi parmak kaldırmaktı sadece. zordu. ama güzeldi. bir de şöyle bir durum var ki, sınıf ahalisi babamın yazılılarda bize soruları verdiğini düşünebilir. bu yüzden tüm derslerimiz iyi olmalıydı. öte yandan babam yazılı sorularını evde hazırlamamalı, biz görmemeliydik. nitekim hep öğretmenler odasında hazırlarmış, annem demişti. biz derslerimizde iyi olduk, babam da soruları eve hiç getirmedi, böyle bitirdik ortaokulu.

babam okulda öğretmendi bense öğrenci. eee öğrenciliğin gerektirdiği gibi davranmak gerekirdi. kopya çekmezdim matematik dersinde. ama çok sağlam kopya verirdim. kafam çalışırdı matematiğe, soruları erkenden çözerdim yazılıda, bir tane de boş kağıt alırdım tekrar çözüp kontrol edeyim diye, ona tekrar çözüp arka sıralara doğru yollardım. 2 yazılı da böyle yaptım. diğerlerinde ufak tefek kopyalar verdim. okulda huzursuz olmazdım da, eve gelince babama bakınca azıcık utanırdım:)
lise biterken, babama bunu itiraf etmiştim. biraz bozuldu. yok canım dedi, yapmamışındır. yaptım dedim, yüzümde pis bir sırıtma. yakıştıramadım dedi. azıcık üzüldüm. geçti. 

zafer dediğimse bu:) zaten başka da bir zaferim olmadı :)
benim kendimi anlatabilmem, bir şekilde isyan çıkarabilmem tee ortaokul da kalmış. şimdi 25 yaşımda, gözlerim çabuk doluyor derdimi anlatırken, tartışırken gardım düşüyor. büyümek gibi değilde, kendi içime çekilmek gibi bir şey bu. cesaretin azalması, yorulup yorulup da sessizce uyuya kalmak gibi.



Temmuz 03, 2012

yeni

yavaş yavaş kopuyoruz başka hayatlardan. kendi derdimize düştükçe, kendi dertlerine düştükçe ahbaplar yıllar belki de yollar sonra oturulacak bir mekanda yarım saatte özetleyecek duruma geleceğiz yaşantılarımızı birbirimize. 
böyle olmak zorunda değil, böyle de olmamalı zaten.
ama ne olması gerektiği gibi ki? 

kafam karışık. içim de hiç dingin değil.

Haziran 26, 2012

-

"her gece sabret diye saçlarımda dolasan Tanrı'nın elleridir."

.

Haziran 24, 2012

farklı

çoğunluk gibi düşünmelisin. farklılaşmak, sana karşı sinirlenmelerine yol açar. anlatmaya çalışırsın neden ötürü çoğunluğun sana tezat düştüğünü, çabalarsın, bir çok açıdan derdini anlatmaya çalışırsın. cık. olmaz. çünkü bir çok insan öyle düşünüyorsa bir bildikleri vardır, onların hatalı olma durumu söz konusu olamaz. yavaş yavaş seni de sinirlendirirler, çünkü seni değiştirmeye çabalarlar. çoğunluğa bir nefer kazandırmak isterler. sen kabul etmezsin, ama onlar isterler. çokturlar ya doğruyu onlar bilirler. aşamalı olarak sinirlilik halin artar, artar... içinde inandığın güzel fikirlerini törpülerler. büyür, gideriz.

Haziran 20, 2012

on saat

"yolculuk yapılacaksa gündüz yapılmalı, değişen bitki örtüsünün farkına varılmalı" diyen öğretmenimle aynı fikirde olmama rağmen 10 saatlik gece yolculuğuyla geldim gaziantep'e. hep sevmişimdir bu şehri ben, yine öyle oldu. yarın yine 10 saatlik bir gece yolculuğu ile döneceğim anakara'ya. uzun uzun anlatırım gali buraları , varınca başkente. 
sağlıcakla.

Haziran 14, 2012

Haziran 11, 2012

rüzgarlı deniz kıyı'ma

iyi ki doğdun sevgili'm. 

beraber balık tutacağımız, uçurtma uçurup peşinde koştururken gülüşeceğimiz, en şahane çayı demleme konusunda yarışacağımız, sarılıp uyuyacağımız.. günlerin gelmesine az kaldığının habercisi olsun bu doğum günün.

yağmurlara, umutlara, beraber bir ömre...

seni seviyorum.

Haziran 09, 2012

denklem


"düşünürken kendimden başkasına inanmam.
  inanırsam ben senden başkasına inanmam.
  inanınca düşünür, yönelir sana doğru;
  seninle ikimizden başkasına inanmam."
                                                Ö.A.

                                                

Haziran 08, 2012

öyle ya

küçük bir evimiz olaydı. kumu güzel bir deniz kıyısının 2 sokak ötesinde. uzatınca kafamızı selam çakabilseydik martılara. ah o zaman cigara zararlı olmazdı bünyeye. kurardık bir masa, açardık müzeyyen ablayı, inceden söyler usuldan sarhoş olurduk. sarılırdık.uyurduk. 
.
.
.

Haziran 04, 2012

behzat ç.

daha ne denir ki. sen her şeyi söylemişsin be suna!

"sadece 5 dakika daha yaşamak istedim tüm öldürülen kadınlar gibi"